Konuşma Bozuklukları

Çocuklarınız için konuşma bozukluklarının ne olduğunu bilmenizde fayda vardır ki; ‘buna benzer bir şey çocuğumda var’ diyip yardım alabilmeniz adına; fizyolojik bir durumsa konuşma terapistinden ve psikolojik bir durumdan kaynaklı ise bir psikologtan destek alınabilir.

Gelişimsel Dil Bozuklukları

Gelişimsel dil bozukluğu, bir çocuğun konuşmayı yaşıtlarıyla aynı hızda öğrenemediği durumlar için söz konusudur. Dili öğrenme süreci beklenenden daha yavaş gerçekleşmesine rağmen, dil öğrenimi sırasında izlenen yolda bir farklılık bulunmaz.

Bebekler ilk kelimelerini 10. – 12. ay içinde kullanırken, bu hazneyi 12. – 18. aylar sırasında geliştirirler. 18 – 24 ay arasında iki ve üç kelimelik yapılar oluşturabilirler. Üç, dört kelimelik yetişkin tarzı cümlelerle üçüncü senelerinde tanışırlar. Beş yaşına geldiklerinde ise, hayatları boyunca kullanacakları dilbilgisi kurallarının %90’ını öğrenmişlerdir.

Gelişimsel dil bozukluğu olan çocukların bu rahatsızlığı zeka geriliğinden kaynaklanıyor olabilir. Eğer böyle bir durum mevcut değilse, genetik/kalıtsal olarak ortaya çıkmış olabilir. Beyin görüntüleme teknolojisi sayesinde, gelişimsel dil bozukluğu olan çocukların beyin yapılarında farklılıklar olduğu da bulgulanmıştır. Geçici veya kalıcı duyma kayıpları da gelişimsel ve diğer dil bozukluklarına yol açabilir.

Gecikmiş dil ve konuşma sorunu olan çocuk, yaşıtlarıyla girdiği konuşmalarda, düzgün cevaplar veremeyebilir, konuşmanın hızını takip edemeyebilir, yapılan şakaları anlamada ve espri yapmada sıkıntı yaşayabilir. Aynı sorunlardan kaynaklanan okul hayatındaki başarısızlık da, çocuğu yalnızlaştırabilir. Kendini ifade edemeyen çocuk bozuk davranış tipleriyle bunu telafi etmeye çalışarak toplumla negatif bir ilişki kurabilir.

Gelişimsel dil bozukluklarında, sebebin kaynağına inmek için birden çok uzman beraber çalışır. Konuşma terapisti, çocuğun dil öğrenme becerisinin nasıl geliştirileceğine dair yapılan çalışmalar ışığında bir terapi programı hazırlar. Bu süreçte, ebeveyn ve öğretmenlerin rolü de çok önemlidir.

Artikülasyon ve Fonolojik Bozukluklar

Artikülasyon, yani harfleri ses telleri vasıtasıyla doğru biçimde çıkarma konusunda sorun yaşayan çocuk, belirli sesleri çıkaramaz, bu seslerin yerine başka sesleri tercih eder. Fonolojik bozuklukta ise, seslerin yerine başka sesler getirebilir, yeni harfler ekleyebilir veya varolan harfleri çıkarabilir. Genel olarak; motor kaslara bağlı olan ses üretiminde yaşanan zorluklar, artikülasyon ve fonolojik bozukluk altında incelenir.

Sesleri doğru çıkaramama veya nasıl bir araya getireceğini bilememe temelinde yaşanan bozukluklar, otizm gibi gelişimsel rahatsızlıklar sonucu ortaya çıkabilir. Down Sendromu gibi kalıtsal veya nörolojik sebepleri bulunabilir. Diğer konuşma rahatsızlıkları gibi duyma kaybı da bu soruna yol açmış olabilir.

Bu çocuklar, sosyal ilişkilerinde ve okul hayatında çeşitli sıkıntılar yaşayabilir. Okuma-yazma öğrenimi gecikebilir. İletişimde yaşadığı problemler dolayısıyla içine kapanık bir şekilde büyüyebilir.

Sesleri doğru şekilde çıkarmak, hangi seslerin doğru veya yanlış olduğunu tanımak, farklı kelime ve cümleler içinde sesleri pratik yapmak ve grammer kurallarını öğrenmek, artikülasyon ve fonolojik bozukluklarda uygulanan terapilerin amaçları arasında gösterilebilir.

Kekemelik

Bazı harflerin, seslerin ve kelimelerin tekrar edilmesiyle tanımlanır. Cümleye başlama, cümle ortasında duraklama (bloklama), anlam ifade etmeyen kelimeler katma (mesela, şey, ııı), kelimelerin uzatılmasında da sorunlar yaşanabilir. Kekelemek, bazı davranışları da beraberinde getirebilir: mimiklerde tikler, aşırı göz kırpma, kızarma, baş, kol veya ayakları sallama… Kekeme çocuk, konuşmaya başlarken duraksayabilir, kendini engellenmiş hissedebilir.

Kekemeliğin ana sebeplerinden biri genetiktir. Eğer çocuğun ailesinde bir kekemelik geçmişi varsa, onda da ortaya çıkma ihtimali yükselir. Gelişimsel ve nörolojik kaynaklı kekemeler de vardır. Duygusal travmalar, psikojenik kekelemeye sebep olabilir. İletişim, insan hayatının temel noktalarından biri olduğu için, kekemeler okul döneminde, meslek hayatında, arkadaşlık ilişkilerinde sorunlar yaşayabilir. Utanmayla beraber gelen iletişimden sakınma davranışı gösterebilirler.

Her 100 çocuktan 4’ünde kekemelik gözükürken, yalnızca 1’i hayatı boyunca kekeme olarak kalır. Kekemelik tedavisinde, kişinin sorunlu olduğu harfler ve seslere dikkat edilerek, konuşmasının hızı ve akıcılığı konusunda bilinçlenmesi amaçlanır. Nefes teknikleri ve özgüveni arttırma yöntemleri kullanılarak uygun bir konuşma biçimi kurmaya çalışılır. Aileler için en sağlıklı yaklaşımlardan biri, sıkılmadan çocuğu dinlemek, konuşmak için belirli bir süre ayırmak ve sessiz, sakin bir ortam yaratmaktır.

Dizartri

Dizartri bir motor konuşma bozukluğu türüdür. Dil, dudak, ses telleri gibi konuşma için gerekli olan kasların eş zamanlı bir şekilde çalışamamasından kaynaklanır. Dizartri türleri, sinir sisteminin hangi kısmının zarar gördüğüne göre farklılaşmaktadır.

Dizartri; gevelemeye, yavaş tempoda konuşmaya, ses tonunun kalitesinde düşüklüğe, ağız bölgesindeki kasların sınırlı kullanımına sebep olur.

Dizartri, beyin hasarıyla ilgilidir. Felç, tümör, Parkinson hastalığı, ALS ve nöronlarda sertleşme; beyin hasarına yol açtığından dizartrinin sebepleri arasında sayılabilir.

Dizartri tedavisinde temel amaç kullanılamayan kasları geliştirip güçlendirmektir. Dil ve dudak hareketleri geliştirilmeye çalışılır. Konuşma hızı, vakaya göre arttırılır ya da yavaşlatılır. Nefes teknikleri, grammer yapıları ve doğru sesi çıkarmak üzerine eğilerek konuşmanın daha anlaşılır olması hedeflenir. Öğretmenlere, ebeveynlere veya arkadaşlara, dizartrili bireye karşı nasıl davranmaları gerektiği konusunda eğitim verilebilir. Şiddetli vakalarda ise alternatif iletişim yöntemleri üzerinde durulabilir.

Apraksi

Diğer bir motor konuşma bozukluğu türü ise apraksidir. Kişinin konuşma arzusu bulunsa da, ses çıkarması için gereken motor kabiliyetlerini düzenleyen sinir sistemi işlevsizdir. Apraksi sonradan ortaya çıkabildiği gibi, doğum sırasında da gerçekleşebilir. Doğum sırasında edinilen aprakside, kişiler kendilerini ifade edememelerine rağmen anlama konusunda bir sorun yaşamazlar.

Hecelerin doğru sıralanmasında, uzun kelimelerin telafuzunda sıkıntılar yaşanabilir. Fazlasıyla kelime tekrarları, doğru veya yanlış sesi çıkarmada tutarsızlık, anlamsız vurgular da görülebilir. İlk ve son kelimeleri yutma, ünlü harflerde bozukluk ve sözsüz iletişim yollarını deneme de apraksinin belirtilerinden sayılabilir.

Harflerin ve kelimelerin telafuzu ve kuruluşu konusunda pratik yapmak, belirli bir ritim veya melodi eşliğinde çalışmak, konuşurken aynaya bakmak veya yürürken yüze dokunmak gibi yaklaşımlar da apraksi tedavisinde uygulanan yöntemler arasında sayılabilir.

Afazi

Afazi, beynin dille ilgili bölümlerinde alınan hasar sonucu ortaya çıkar. Dolayısıyla, beyin hasarına sebep olacak bir hastalık geçiren yetişkinlerde görülebilir. Kişinin zekasında bir gerileme olduğu söylenemez. Buna rağmen, dili kullanma ve alımlama konusunda büyük zorluklar yaşanır. Yalnız konuşma çerçevesinde değil, yazı yazmada, yazılan yazıları okumada ve sayıların kullanımında da sorunlar meydana gelir.

Afazinin temel sebebi beynin dil için özelleşmiş bölgelerinde yaşanan hasardır. Felç, beyin tümörü, beyin enfeksiyonları ve Alzheimer bu hasara yol açabilen hastalıklardır. Felç geçiren hastaların %30’a yakınında afazi görülür. Epilepsinin ve diğer nörolojik hastalıkların bir semptomu olarak da afaziye rastlamak mümkündür.

Afazi, alınan hasarın şiddetine ve büyüklüğüne göre farklılıklar gösterebilir. Konuşmaları anlama açısından bir sorun yaşamayan ama iletişim kurmakta zorlanan kişiler olduğu gibi, her şeyi yazıp söyleyebilmesine rağmen, cümlenin içerdiği anlamı kavrayamayan kişiler de vardır. Yalnız tek bir doğru kelimeyi hatırlayamamamak gibi hafif semptomlarla; okuma, yazma, konuşma ve anlama yetilerini kaybetme gibi şiddetli türleri bulunabilir.

Beyin hasarına yol açan sorunun ortadan kaldırılmasıyla afazi de çözülebilir. Eğer böyle bir şey mümkün değilse, kişiye sakin ve yavaş konuşmak öğretilerek, iletişimden azami verim alması sağlanabilir. Konuşma içermeyen diğer iletişim yollarının öğrenilmesi de afazinin yol açtığı zorlukların hafifletilmesinde yardımcı olabilmektedir.

Hızlı Bozuk Konuşma

Diğer adıyla takipemi, kişinin konuşma hızının anormal biçimde hızlı olması ve konuşma içeriğinin iyi organize edilmemesi olarak tanımlanır. Kişi genelde “Daha yavaş konuş!” “Ağzında geveleme!”, “Söylediklerini anlamıyorum.” gibi tepkiler alır. Kelimeleri yutmaya, cümlelerin sonunu getirmemeye, konuşma sırasında birçok kez duraksamaya ve anlamda muğlaklığa takipemi vakalarında sıkça rastlanır. Kekemelikle birlikte de görülebilen takipemide, kişi durumunun farkında değildir. Söylediklerinin insanlar tarafından nasıl duyulduğunu kavrayamaz. Yavaş konuşması istense bile bu konuda güçlükler yaşar. Hızlı konuşmanın yanında, asıl noktaya varamama, fikirlerini organize edememe gibi sorunlar yaşadığı için sağlıklı bir iletişim kurması daha da güçleşir. Kelimeler ve cümleleri amacı doğrultusunda kullanamaz. Hatta bazen söylememesi gerekenleri birden söyleyiverir.

Dudak- Damak Yarıklığına Bağlı Konuşma Bozukluğu

Dudak-damak yarıklığı 1000 bebekten 1’inde görülmektedir. Dudak, sert damak, yumuşak damak, diş ve burun gibi yapılarda bozukluk görülür. Dolayısıyla sesletim için gereken hareketler uygun biçimde gerçekleşemez.

Dudak-damak yarığı olan bebeklerin karşılaştığı en büyük problem beslenmedir. Geliştirilen biberonlar, bebeğin meme emerken alması gereken doğru pozisyon, uygun beslenme sıklığı gibi durumlar göz önüne alınarak bu sorun en sağlıklı biçimde atlatılmaya çalışılır.

Konuşma terapistleri, bebek 3 yaşına gelene dek aileyle birlikte çalışmalıdır. Çocuğun alıcı dil yeteneği kontrol edilmesi, söylenenleri anlama konusunda sorun yaşayıp yaşamadığına bakılmalıdır. Dudak-damak yarığı olan çocukların yarısında konuşma bozukluğu görülmez. Dolayısıyla aileye bu husus hatırlatılarak, bebeğe karşı ayrıştırıcı bir tavır takınmamaları öğütlenir.

3 yaşından sonra çocukla birebir çalışılabilir. Sesletim yetisinden önce dil algılama kapasitesi ölçülür. Cümle kurma, ekleri doğru kullanma gibi becerilerine göre gerekli terapi uygulanır. Eğer çocuk hipernazalite geliştirdiyse, yani ağızdan çıkması gereken titreşim enerjisi burundan çıkıyorsa, bu sorunun yapısal mı yoksa telafi davranışı mı olduğu araştırılır. Dudak-damak yarıklığı çok yönlü bir rahatsızlık olduğundan çok sayıda uzmanın beraber çalışmasını gerektirmektedir.

Ses Bozuklukları

Puberfoni : Ergenlik döneminde kalınlaşması gereken sesin ince kalması sonucu ortaya çıkmaktadır.

Konversiyonel Afoni : Travma ve stres kaynaklıdır. Ses tellerinin yapısında ve işlevinde bir bozukluk olmamasına rağmen kişi konuşmak için ses tellerini kullanamaz.

Nodül : Küçük kitlelerdir. Ses tellerinin kötü kullanımına bağlı olarak ortaya çıkar. Ses kısıklığı, çatallanması ve çabuk yorulması en belirgin şikayetlerdir.

Polip : Ses kısıklığı, boğukluk ve sert ses gibi sorunlar ortaya çıkaran polip, nodül gibi ses tellerine yerleşmiş kitlelerdir. Travma sonrası oluşur.

Kist : Nodül ve polipe benzer bir yapı gösterse de, diğer ses bozuklukları gibi ses terapisiyle tedavi edilemez, cerrahi müdahale gereklidir.

Reinke Ödemi: Boğuk ve kalın ses şikayetleri doğuran Reinke ödemi, ses tellerinin arasına sıvı dolmasıyla ortaya çıkmaktadır.

Sulkus Vokalis : Ses telleri üzerinde bulunan yarıklar sebebiyle ortaya çıkan bir ses bozukluğudur. Yarıklar iyileştirilemez olsa da ses terapisiyle konuşmma kalitesi arttırılabilir.

Granülom : Ses tellerinin arkasında ortaya çıkan kitlelerdir. Yanlış sesletim sonucu ortaya çıkan granülom tipi ses terapistiyle düzelebilirken, reflü ve ameliyat dolayısıyla ortaya çıkan granülomlara diğer uzmanların müdahale etmesi gerekmektedir.

Uzman Klinik Psikolog Fundem Ece Kaykaç

Yorum Yaz