Bebeklerde İshal genellikle 0-5 yaş grubunda rastlanan bir hastalıktır. İshal, günlük dışkı sayısının artması ve dışkı kıvamının bozularak yumuşak, sulu bir görünüm alması olarak tanımlanır. Fazla sayıda sulu dışkılama, kıvam bozuk değilse ishal sayılmaz. Özellikle emzirmeyle beslenen küçük süt çocuklarında beslenme şekline göre dışkılama sayısı değişir. Örneğin yenidoğan döneminde günde 5-6 kez dışkılama, kıvamı normal olmak koşulu ile normal sayılır. Bu sayı geçiş kakası döneminde (3-15. günler arası) günde 8-10′u bulabilir. Ancak bundan sonraki dönemde ilk yaşın sonuna kadar, dışkı sayısı genelde 2-3 tür. Ancak özellikle anne sütü ile beslenen normal bebeklerde günlük dışkı sayısı 7′ye çıkabilir.

Bebeklerde İshale ne sebep olur?
Ülkemizde enfeksiyonlar, ishallere yol açan nedenlerin başında gelir. Temiz içme ve kullanma suyunun olmaması, hijyenik olmayan koşullar, yemeklerin ve mamaların hazırlanışında temizlik kurallarına dikkat edilmemesi, bebeğe bakan kişilerin hijyen bilgisinden yoksun oluşu enfeksiyöz ishallerin oluşmasını kolaylaştıran sebeplerdir.
Diğer bir risk faktörü, dengesiz beslenmedir. Dengesiz beslenme, diyette en sık karbonhidrat fazlalığı biçimindedir. Genellikle bebeğin ilk yılında unlular, fazla sulandırılmış nişasta ve şeker ilave edilmiş sütten oluşan beslenme şekli, bir taraftan beslenme yetersizliğine yol açar diğer tarafdan da barsaklarda sulu dışkılama eğilimini artırır. İshal oluşumunda çeşitli bakteriler, viruslar, parazitler ve diğer pek çok neden rol oynamaktadır. İshal yapan viruslar içinde rotaviruslar ön plandadır. Gelişmekte olan ülkelerde 0-2 yaş arası bebeklerde akut ishaller en sık bu viruslarla olmaktadır.

Bebeklerde İshal Nasıl teşhis edilir?
Bebeklerde ishal nedenine göre değişiklik göstermektedir. En sık rastlanan şekil, ince bağırsakta yerleşen enfeksiyon ajanları ile oluşan ishaldir. Bu ishallerde dışkılar sulu, yeşil veya açık sarı renkte, miktarca çok fazladır. Yol açtıkları aşırı su ve tuz kaybı kısa sürede metabolizmayı etkilemektedir. İshalde; ishalin devam süresi, şekli, kusma, ateş, bebeğin son 24 saatte sıvı ve besin alımı, son idrar yapma zamanı ve miktarına ilişkin bilgiler önemlidir. Muayenede genel durum değerlendirilir. Huzursuzluk, dalgınlık, havale, susuzluk hissi, emmeme, kusma gibi bulguların varlığı araştırılır. Ateş, solunum hızı ve derinliği, nabız hızı ve dolgunluğunun yanı sıra kan basıncı, deri turgoru ve tonusu, ön fontanel ve göz kürelerinin çöküklüğü, ağız mukozasının kuruluğu ve göz yaşının olup olmaması da değerlendirilmelidir.

Ayrıca karında şişlik, bağırsak sesleri, karın ağrısı varsa yeri ve şekli, idrarın miktarı ve rengi de dikkatle incelenmelidir. İshalin nedeni ile sıvı kaybının derecesini ve tipini değerlendirmede laboratuar incelemeleri yardımcı olur. Dışkının mikroskopik incelemesinde kan ve lökosit varlığı özellikle invazif tip barsak enfeksiyonlarının tanısında önemlidir. Mikroorganizma antijenlerin gösterilmesi ve dışkı kültürü de yapılmalıdır.

Bebeklerde İshalin tedavisi
Son yıllarda akut ishal tedavisinde değişiklikler olmuştur. Bu değişiklikler, özel durumlar dışında; ilaç tedavisinin terk edilmesi, su ve tuz kayıplarının oral sıvı tedavisi ile karşılanması ve beslenmenin erken boşaltılmasıdır. Bebeklerde anne sütüne aynen devam edilmelidir. Akut ishal vakalarının büyük çoğunluğu 2-7 gün içinde kendiliğinden iyileşme gösterir. İshalde temel tedavi, neden dikkate alınmaksızın sıvı ve elektrolit kaybının yerine konmasıdır. Antibiyotik genelde etkisiz ve gereksizdir. Dışkıda kan, müküs ve lökosit varlığı veya ishalin 7 günde düzelmemesi durumlarında, dışkı kültürleri ile neden saptanmalı ve gerekiyorsa antibiyotik verilmelidir.

Çok sayıda ve fazla miktarda sulu dışkılar akut dehitratasyona (sıvı kaybı) ve tedavisiz bırakılırsa özellikle küçük çocuklarda ölüme yol açabilir. İshal tedavisinde ana ilke, vücuttan kaybedilen su ve elektrolitlerin yerine konulması ile dehitratasyonun düzeltilmesi ; ishalin devam ettiği sürece su ve tuz kayıplarının karşılanmasıdır. Sıvı tedavisine erken başlanılırsa dehitratasyon önlenebilir. Özel durumlar dışında hafif ve orta dehitratasyon gösteren ishal vakalarının tümünde sıvının oral yolla verilmesi öngörülmektedir. İshal tedavisinde ana ilkelerden birisi de beslenmenin erken başlatılmasıdır. İshal süresince iştahsızlık sıktır. Çocuk zorlanmamalı, besinler sık ve ufak öğünler şeklinde verilmelidir.

Anne sütü ile beslenme, ishalin gelişmesini önleyen en iyi ve etkili koruma yöntemidir. Anne sütü ile beslenen bebeğin bağırsakta mikroplarla temas riski çok azdır. Ayrıca bebeğin bağışıklığını artırma ve uygun bağırsak florasının devamını sağlayan faktörler içerdiğinden önemli koruyucu etkileri vardır. Anne sütü ile beslenen bebeklerde genelde ağır ishal görülmez ve anne sütü almaya devam eden ishalli bebekte ağır dehidratasyon gelişme olasılığı azdır.


Doğumu takip eden günlerden başlayarak 18 yaşına varıncaya değin, çocuklarda cerrahi girişim gerektiren hastalıkların tanısı, ameliyat öncesi, ameliyat ve ameliyat sonrası dönemleriyle ilgilenen bilim dalıdır. Son yıllarda US aracılığı ile erken tanı konulabilen doğumsal hastalıklar ve anne rahminde gerçekleştirilebilen ameliyatlar nedeniyle ilgi alanı genişlemiştir.

Çocuk cerrahisi doktorları, ortalama altı yıllık bir eğitimi takiben uzmanlık alanlarında çalışmaya başlarlar. Yenidoğan döneminden başlayarak ergenliğe uzanan süreç içerisinde durmadan büyüyen, gelişen insan vücudu her döneme uygun farklı özellikler taşır. Yine farklı yaş gruplarına özgü hastalıklar ve durmadan değişen beslenme gereksinimi nedeniyle tanı ve tedavide erişkinlerde görmeye alışık olduğumuz yöntemlerden tamamen farklı bir yol izlenir. Örneğin; ağızdan beslenemeyen erişkin bir hastanın saatler boyunca serum almaması hastalığın seyrini fazla etkilemezken, aynı koşullar altındaki bir çocuk hastada yarım saatlik bir gecikme bile hayati tehlikeye yol açabilmektedir. Benzer şekilde kullanılan antibiyotik dozları, verilen anestezi biçimi, kullanılan cerrahi aletlerin niteliği ile çocuk hastanın dokularının çok daha nazik oluşu, çocuk cerrahisinin başlı başına özellik gösteren bir branş olduğunun kanıtıdır.

Çocuk cerrahisinde hangi  hastalıklar tedavi ediliyor?

  • Doğumsal anomaliler (yemek borusunun-midenin-ince veya kalın bağırsakların tıkalı olması, kalbin-bağırsakların bir kısmı veya tamamının-mesanenin dışarıda olması, kol ve bacaklar, el ve parmaklarda rastlanan yapışıklık, eksiklik veya fazlalıklar)
  • Doğumdan başlayarak ortaya çıkan nefes darlığı, ağızdan köpük gelmesi, kusma, kaka yapamama veya kaka kaçırma, idrar yapamama veya idrar kaçırma, kanlı kaka yapma
  • Doğumdan başlayarak ileriki yaşlarda kasıkta, göbekte ve karında görülebilen fıtıklar
  • Bir veya her iki testisin keseye inmemiş olması
  • Torbada veya kasıkta görülen içi su dolu kistler
  • Torbada ağrılı, kızarık şişlik
  • İdrarını pipisinin altından veya üstünden yapma
  • Sünnet derisinin yapışık olması
  • Tekrarlayan idrar yolları enfeksiyonuna yol açan böbrek ve idrar yolları hastalıkları veya taşlar
  • Göğüs kafesinde veya sırtta şekil bozuklukları
  • Boyunda eğrilik
  • Boyunda zaman zaman tekrarlayan ağrılı veya ağrısız akıntılı şişlikler, guatr
  • Baş, boyun ve vücudun hemen her yerinde kırmızı ben şeklinde veya yaygın olarak görülebilen hemanjiom olarak adlandırılan iyi huylu tümörler
  • Karaciğer, dalak, böbrekler, böbrek üstü bezleri, mide, bağırsaklar, mesane gibi organlar başta olmak üzere, kitle ile ortaya çıkabilen çocukluk çağı iyi huylu tümörleri ve kanserleri
  • Karın ağrısı, yüksek ateş, bulantı, kusma gibi bulgularla seyreden başta apandisit olmak üzere doğumsal veya sonradan ortaya çıkabilen bütün karın içi iltihaplanmalar
  • Araç içi veya dışı trafik kazası, yüksekten düşme, çarpma, silahla yaralanma ve benzerleri gibi durumlarda acil veya daha sonra yapılan müdahaleler


Demir eksikliği, hemoglobin (Hb) oluşumunu engellemeyecek miktarda vücut demirinin eksik olmasıdır. Demir eksikliği anemisi (DEA) ise demir eksikliği sonucu Hb miktarının azalmasıdır. Bebeklik ve çocukluk döneminin en sık görülen kan hastalığıdır. Demir eksikliği anemisi, dünyada ve özellikle az gelişmiş ülkelerde çok yaygın olarak görülmektedir. Hemen hemen tüm yaş gruplarında görülse de en sık hayatın ilk iki yılında, özellikle 6–24. aylar arasında görülür. Ergenlik çağı, her iki cinste demir gereksiniminin arttığı ve DEA’nin sık görüldüğü bir başka dönemdir. Ülkemizde değişik yaş gruplarında yapılan geniş kapsamlı çalışmalarda, DEA’nın %30- %78 gibi çok yüksek oranlarda olduğu tespit edilmiştir.
TANI Öykü
1. DEA nedenleri ayrıntılı olarak sorgulanır.
2. Beslenme hikayesinde, günlük gıda alımı, demirden zengin gıdaların ve inek sütünün alımı detaylandırılır.
3. Gastrointestinal sistemden kanama (hematemez, hematokezya, melena hikayeleri ve dispeptik yakınmalar), menstruel kan kaybı (adolesan kızlarda), daha az olarak pulmoner (hemoptizi) ve idrarla olan kanamaların olup olmadığı öğrenilir.
4. Pika hikayesi sorulur.
Belirti ve Bulgular 1. Hastalar, demir eksikliğinin erken evrelerinde, anemi olmaksızın, normal bulgularla gelebilir. 2. Klinik olarak aşağıdaki belirti ve bulgular saptanabilir:
• Anemiye bağlı deri (özellikle avuç içlerinde) ve mukozalarda solukluk, takipne, taşikardi,  İştahsızlık, halsizlik, huzursuzluk, dikkat eksikliği, hiperaktivite sendromu, irritabilite, büyüme geriliği, kognitif ve entellektüel fonksiyonlarda gerilik, uyku bozuklukları, nefes tutma nöbetleri (“breath holding spells”),
• Tırnak ve saçlarda kolay kırılma, kaşık tırnak, angüler stomatit, dil papillalarında atrofi, düz ve parlak dil



Kulak ağrısı, aniden oluşan; zonklama, yanma, basınç şeklinde hissedilen, keskin bir ağrı çeşididir. Oldukça basit sebeplere bağlı olabildiği gibi, ciddi sebepleri de barındırabilmektedir. Kulağın ortasında konumlanan östaki borusunun tıkanmasına bağlı olarak meydana gelen kulak ağrısı, her yaştan insanı etkileyen ve özellikle çocuklarda sıkça rastlanan bir rahatsızlıktır. Kulak ağrısı kulağın kendisinden de kaynaklandığı öngörülüyor. Baş, boyun gibi bölgelerde yaşanan herhangi bir problemden de kaynaklanabilir. Kulak ağrısının yanı sıra, tıkanıklık ve az işitme gibi belirtiler de sıkça görülenler arasında.


Göğüs ağrıları baş ve karın ağrıları dışında en sık görülen ağrılardan dır. Çocuklardaki göğüs ağrıları, genelde herhangi bir nedene bağlı olmadan da rastlanırken, kronik olarak devam eden ağrılar olarak görülebilir ve doktora baş vurma süreci uzar ise nedeninin bulunması zorlaşabilir. Erişkinlerde göğüs ağrıları genelde kalp rahatsızlıklarına bağlı oluşurken, çocuklarda göğüs ağrıları nadir olarak kalp hastalıklarına bağlı gelişebilir. Fakat, çocuklarda rastlanan göğüs ağrılarında aileler, kalp hastalıklarından şüphelendikleri için doktora baş vururlar.

Çocuklarda göğüs ağrılarının nedenleri, göğüs duvarını tamamlayan deri, kas ve iskelet sistemleri, solunum yolları, kardiyovasküler ve gastrointestinal sistemlere bağlı farklı nedenlerden ve psikojenik sebeplerden dolayıda göğüs ağrıları meydana gelebilir. Göğüs ağrıları genelde kardiyovasküler sisteme bağlı ve ya buna bağlı olmayan, tıpta kutanöz ve visseral ağrılar olarak iki ayrı gurupta incelenir.