Blogger (part 2)

Style “image_small” (Horizontal)

Bebeklerde Büyüme Atakları

Bebeklerde Büyüme Atakları

Anne karnındaki bebek sıcak, güvenli, steril ama monoton bir ortamdan rengarenk cıvıl cıvıl bir dünyaya doğacaktır ancak doğum süreci başladığında strese girer zira daha önce deneyimlemediği şeyleri yaşamaya,ortamını değiştirmeye rutinine veda etmeye başlamıştır. Bebek doğumundan itibaren de belirli haftalarda yoğun büyüme ve gelişme dönemleri yaşar. Bu haftalarda bebekler normalden daha huysuz olabilir, daha fazla ağlayabilir, uyku problemleri yaşayabilir, iştahsız ama tam tersi bazen daha iştahlı olabilir. Bunun en önemli nedeni, bebeğin büyüyor olmasıdır.Bebekler belli aylarda büyüme atağı yaşarlar. Bu şu demektir: çevrenin farkına varırlar, ihtiyaçları değişir, beslenme ve güven ihtiyaçlarına yenileri eklenir. Bu ihtiyaçlar: renkleri keşfetmek, hareket eden nesneleri ayırt etmek, insan mimiklerini anlamlandırmak ve kendi bedeninin sınırlarını keşfetmesi olarak sıralanabilir. Çevrenin farkına varan bebek, bu çevreye katılmak ister; bu, gelişimi açısından çok olumlu bir şeydir. İşin en güzel yanı, bu büyüme atakları geçtiğinde arkasında çok tatlı yeni beceriler bırakır. Gülmek,oyuncağına vurarak çıkardığı sesi dinlemek,alkış yapmayı öğrenmek,ebeveynini tanıyıp izlemek, yüzüstü dönebilmek, oturmak,emeklemek yürümeye başlamak gibi.Bebeğin çevredeki uyaranlara ilgisinin artması, beslenmeye vakit ayırmak istememesine ve beslenmeyi reddetmesine neden olabilir. Annelerin bu dönemlerde bebeklerini iyi gözlemleyip, onların ihtiyaçlarını ve isteklerini doğru tekniklerle sabırla karşılamaları son derece önemlidir. Bu ona bol bol sarılarak tensel teması artırıp güvende olduğunu hissettirmekle daha fazla uykuyla, daha fazla kucakla, daha fazla emzirme ve beslemeyle olabilir.

Büyüme atağı beklenen haftalar bebekten bebeğe küçük oynamalar olmakla birlikte;  5.hafta 8.hafta 12.hafta  19.hafta  26.hafta 36.hafta 42.hafta 55.hafta,64 ve 76.haftalardır.2 yaşa kadar toplamda 10 büyüme atağı gösterip en son 2.yaş sendromunu yaşarlar.

Bebeklerde büyüme atakları 2-4 gün arasında sürer. Bebek büyüdükçe atak süreleri bir haftaya kadar uzayabilir.

Bebekler bu dönemlerde motor ve zihinsel gelişimlerinin yanı sıra sosyal gelişim anlamında da ciddi ilerlemeler gösterirler bebeğin sinir sisteminin olgunlaşması, beyninin süratle gelişmesi ve bunlara bağlı olarak duygularının çeşitlenmesi her büyüme atağı sonrasında onun dünyaya daha fazla adapte olmasını sağlıyor.

Büyüme atağından farklı olarak 3. hafta ile 3 ay arasında gaz sancıları olabilir üç saatten uzun süren, haftada en az üç kez yineleyen nedeni bilinmeyen ağlamalara ‘ Kolik ‘ denir. Bu ağlamalar, genellikle günün belli saatlerinde özellikle de akşamları olmaktadır kucağa alıp sallamakla, saç kurutma makinası veya elektrik süpürgesinin çıkardığı gibi şşşıııııttt tarzı sesleri dinletmekle geçer.2-4 ay arasında tükrük bezleri gelişirken damaklarda kaşınma, salya akması gibi belirtiler görülür.6-7. Ayda diş çıkarırken 38 dereceye kadar hafif ateş,salya akması,ishal olmaksızın hafif kakada yumuşama ve huzursuzluk görülebilir. Ancak ateş, ishal,kusma halsizlik,kendini salma gibi semptomlar kesinlikle büyüme atağı kaynaklı değildir bu bulgular varsa doktora götürülmelidir.Komşu ,akraba eş dost tavsiyesiyle bebeğe doktorun önermediği herhangi bir ilaç verilmemelidir.

Çok huzursuz olduğunda, uyumakta zorlandığında ılık bir banyo ve sonrasında masajla rahatlatabilir. Bu dönemlerde bebek sık sık emmek hatta sürekli memede kalmak istediğinden anneler sütünün yetmediğinden korkar. Büyüyen bebeğin anne sütü ihtiyacı da artmıştır ve bebeğin daha sık emzirilmesiyle bu ihtiyaca karşılık verilmiş olur hemen mamaya başlanmamalıdır.

Büyüme atağı veya başka bir huysuzluk döneminde sünnet,uyku eğitimi,tuvalet eğitimi,ek gıdaya başlama gibi radikal değişimler yapılmamalıdır zira bebek zaten kendini rahatsız eden bir dönüşüm sürecindedir rutinlerinin değişimi atak yaşatmaktadır birde bunun üstüne başka rutin değişimleri eklenmemelidir.

 Uzm. Dr. Musa BOSTANCIOĞLU
Medipol Pendik Üniversite Hastanesi Baş Hekimi
Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı

Posted by | Views 6

Çocuklarda Yaz İshalleri

Çocuklarda Yaz İshalleri

Medipol Üniversitesi Pendik Hastanesi Başhekimi ve Çocuk Sağılığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Musa Bostancıoğlu yaz aylarında artan ishallerin günlük hayatı sekteye uğratacak derecede rahatsızlık verebileceğini ancak iki haftayı geçen uzun süreli ishalin ise çöliak,kistik fibroz,chron ülseratif kolit gibi doğumsal barsak hastalıklarının habercisi olabileceğini bildirdi. ‘’Uzamış ishale neden olan dizanteri ve daha ciddi paraziter hastalıklar tedavi edilmezse beyin iltihabına, karaciğer kistine varıncaya kadar bir çok tehlikeli hastalığın öncüsü olabilirler’’diyerek uyarıda bulundu.

Çocuk Sağılığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Musa Bostancıoğlu, mikrobik ya da mikrobik olmayan birçok nedenle ortaya çıkabilen ishalin çocuk ölüm nedenleri arasında dördüncü sırada yer aldığını belirtti.
İshalin en sık nedeninin besin zehirlenmesi olduğunu kaydeden Dr. Bostancıoğlu, “Dışkılamanın günde 6 ila 8 defadan fazla sayıda ve sulu olmasının risk taşıdığını bu durumda hastanın en yakın bir sağılık kuruluşuna başvurması gerektiğini” söyledi.
Dr. Bostancıoğlu ‘’bebek ve çocuklar kusma ve ishalle aşırı su kaybederek erişkine göre daha hızlı şekilde böbrek ve kalp yetmezliğine girebilirler” diyerek ishale kayıtsız kalınmaması gerektiğinin altını çizdi..

Mikropların çoğu besinlerle bulaşıyor

Çocuk Sağılığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Musa Bostancıoğlu, “Herhangi bir mikroorganizmanın bağırsak mukozasında yaptığı tahribat sonucu ortaya çıkan ishal durumuna akut infeksiyoz ishal denir. Mikrop bulaşmış suların içilmesi besinlerin yenmesi veya direnci azalmış hastada vücudun kendi bakterilerinin hastalık yapar hale gelmesiyle ishal oluşmaktadır. Mikropların çoğu iyi klorlanmış suda ölmektedir ancak Rota virüsü gibi klora dirençli bazı mikroplar da vardır. Kanalizasyon karışmış suların bilmeden kullanılması, kapalı şehir suyu şebekesi dışından edinilmiş kuyu sularının içilmesi sonucunda da ishal gelişebilmektedir” ifadelerini kullandı.

Açıkta bırakılan gıdalar zehirliyor

Tarihi geçmiş ya da açıkta fazla bekletilen tavuk eti, yumurta,et ve diğer hayvansal gıdaların ishale ve zehirlenmeye neden olduğunu kaydeden Dr. Bostancıoğlu, ” mikrop bulaşmış sucuk, pastırma, salam, konserve, et suyu ve soslar, pilav, makarna ve süt tozu,krema,mayonez,dondurma gibi gıdaların yenmesi, süt, çiğ veya az pişmiş deniz ürünlerinin tüketilmesi de ishale neden olur.Kanalizasyon bulaşmış suyla yıkanan sebze ve meyvelerin yenmesi de ishal sebebi olabilir” ifadelerini kullandı.

İshalken az ve sık beslenilmeli

Dr. Bostancıoğlu, “Hastanın klinik tablosu belirlendikten sonra ve gerekli ise acil girişimlerde bulunulduktan sonra laboratuar tanıya geçilmelidir. İshal tanısında en basitinden en karmaşığına kadar pek çok yöntem sırayla kullanılmalı. Bu süreçte hasta ishalin süresi,sayısı,gıdalarla ilişkisi,sancılı olup olmadığı yönünden sorgulanmalı..Gaytanın görünümü,şekli,rengi,kokusu,kanlı ve mukuslu olup olmadığı hasta yakınından öğrenilerek laboratuarda gayta (dışkı) mikroskopisine de bakılmalı. Tedaviye dirençli uzamış ishallerde ileri düzey tetkikler mutlaka yapılmalı’’ dedi.

Çoğu ishal olgusunda, tedavi kaybedilen sıvı ve minerallerin en kısa sürede yerine konması yeterli olur. Bu amaçla, aşırı sıvı kaybı olan ağızdan beslenemeyenlere hastanede damar yolundan serumla sıvı verilmeli. Kusması olmayan çok sıvı kaybı olmayana ağızdan sıvı yiyecekler ve su verilmeli. Ancak az az ve sık sık beslenilmeli bulantı uyarılmamalıdır” şeklinde konuştu.

İshali kesmek için içilen kola ve kahve şehir efsanesi

İshali olan hastalara kola, kahve içirilmesinin tamamen bir şehir efsanesi olduğunun altını çizen Dr. Bostancıoğlu, “Tedaviyle birlikte hasta kişi yiyecek olarak yoğurt, ayran, muz, yayla çorbası, patates havuç, gibi gıdalarla beslenmeli. Aşırı yağlı olmamak kaydıyla makarna pilav yiyebilir. Ayran, sade soda, şeftali ve elma suyu içebilir. Sadece erik, kayısı, karpuz, kavun, kiraz, armut, mısır,kuruyemişler,bakliyatlar, kızartmalar gibi bağırsak çalışmasını hızlandıran yiyecekler kesilmelidir” dedi.Barsakta bozulan mikrobik dengeyi yeniden oluşturmak için probiyotikler kullanılabilir,1 haftayı geçmiş ishallerde yıpranmış barsak dokusunun daha hızlı iyileşmesi için çinko şurupları doktor önerisiyle verilebilir.Antibiyotikler ise gayta tahlili yapılmadan ve doktor yazmadan kesinlikle kullanılmamalıdır.
Dr. Bostancıoğlu, “Hasta bebek emiyorsa, emzirmeye devam etmeli, katiyen emzirmeyi kesmemelidir. Dışkı ile atıyor diye su ve sulu gıdalar vermekten vazgeçilmemelidir. İshalden korunmak için yapılması gereken en önemli şey ise hijyenik olmaktır” ifadelerini kullandı..

Uzm. Dr. Musa BOSTANCIOĞLU
Medipol Pendik Üniversite Hastanesi Baş Hekimi
Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı

Posted by | Views 3

Koronavirüsten bile Ölümcül Hastalıkları Aşı ile Önleyin!

Koronavirüsten bile Ölümcül Hastalıkları Aşı ile Önleyin!

Dünya Aşı Haftası nedeniyle Medipol Pendik Üniversite Hastanesi Baş Hekimi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr.Musa Bostancıoğlu çok önemli açıklamalar yaptı. Dr. Musa Bostancıoğlu “Aşısı yapılageldiği için görülmediğinden unutulan difteri, boğmaca, tetanoz, kızamık, kabakulak, zatürre ve menenjit gibi hastalıklar, Covid-19’dan bile daha tehlikeli ve ölümcüldürler. Aşısı olmayan bir hastalığın dünyaya yayılarak salgın yapabildiğine ve aşıların ne kadar önemli olduğuna Koronavirüs pandemisinde bir kez daha şahit olduk. Aşı ebeveynlerin sorumluluğu, çocukların ise hakkıdır” dedi.

Aşı ile her yıl 10 milyon hayat kurtuluyor

Aşılar sayesinde dünyada her yıl yaklaşık 10 milyon insanın ölümden kurtarıldığını hatırlatan Bostancıoğlu, “Hastanelerde veya Aile Sağlığı Merkezlerinde (Sağlık Ocaklarında) önceden sınırlı sayıda randevu verilerek yığılmalar önlenip sosyal mesafeyi koruyarak hastaların bulunduğu yerlerden farklı odalarda hijyen ve sterilite kuralları çerçevesinde bebeklerinizi güvenle aşılatabilirsiniz” bilgisini verdi.

Bulaşıcı hastalıkların topluma yayılmasını önlemek ve kitlesel bağışıklık kazandırmak adına ebeveynleri aşıya teşvik eden Bostancıoğlu, “Toplumda aşılı bireylerin sayısı arttıkça, aşılanmamış kişilerin hastalık etkeni ile karşılaşma ihtimali ve hastalığın o toplumda görülme sıklığı azalır. Aşılardan beklenen yararın ortaya çıkabilmesi ve bu sayede toplumun bulaşıcı hastalıklardan korunması için aşılanma oranlarının istenilen düzeye çıkarılabilmesi gerekir. Hedef yaş grubunda aşılanma oranı yüzde 95’in üzerine çıkar ve bu düzey sürdürülürse toplumsal bağışıklık sağlanmış olur. Toplumsal bağışıklık sağlanan bir ülkede o bulaşıcı hastalık salgın oluşturamaz, zamanla yok olur. Aşı tüm dünyada düzenli uygulanırsa kıtadan kıtaya geçip pandemiler de yapamaz” değerlendirmelerinde bulundu.

Her ilaçta olduğu gibi aşılarda da bazı yan etkilerin ve riskli durumların söz konusu olduğunu aktaran Bostancıoğlu, “Ancak tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de, aşıların olası yan etkileri özenle izlenilmekte, kayıtları tutulmakta, aşıya bağlı gerçek yan etkiler ile rastlantısal olumsuzlukların yakından takibi yapılmaktadır” açıklamalarını yaptı.

                                                                                                                                                                                                                                                                                                   Uzm. Dr. Musa BOSTANCIOĞLU
Medipol Pendik Üniversite Hastanesi Baş Hekimi
Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı

Posted by | Views 5

Cinsellikten Neden Korkuyoruz?

Cinsellikten Neden Korkuyoruz?

‘’Cinsel eylem insanlara ne kötülük etti ki kimse utanmadan söz edemiyor ondan?Ciddi ve edepli konuşmalarda yer verilmiyor ona?Hiç sıkılmadan öldürmek ,çalmak ,aldatmak diyebiliyoruz da ona geldi mi kısıveriyoruz sesimizi.Neden acaba?

Yoksa onun sözünü ağzımızda ne kadar az harcarsak düşüncesini kafamızda o kadar büyütmeye hak mı kazanıyoruz?’’ (Montaigne)

Evliliğin temel yapı taşlarından biri cinselliktir. Mutlu ve sağlıklı bir cinsel yaşam, aile mutluluğun da önemli bir unsurudur . Sağlıklı bir cinsel ilişkiyi, iki bedenin biyolojik ve cinsel olgunluk süreleri içinde, cinsel organlarını kullanarak beraber haz alıp verebildikleri, rahatlayıp gevşeyebildikleri sadece bedenlerini değil, ruhlarını da bütünleştirebildikleri bir etkinlik olarak tarif edebiliriz. Eşlerin toplumsal hayatta daha verimli ve olumlu davranışlar sergilemelerinde doyuma ulaşmış bir cinsellik önemli bir yer tutar. Ancak çocukluk çağından itibaren cinselliği ‘’yasak,kötü,ayıp’’ olarak karşılanan, tabu olarak görülen, kulaktan dolma bilgilerle yanlış ve yetersiz bir şekilde öğrenmiş bireyler için cinsellik, merak edip sormaya çekindikleri, üzerinde az konuşup yalan -yanlış bilgiler ile kafalarında çok büyüttükleri bir sorun haline gelebiliyor.

Peki bireyleri cinsellikten korkutan başlıca etkenler nelerdir?

1)BİLGİSİZLİK

2-ABARTMA

3-BEDEN ALGISI

4-GÖREV OLARAK GÖRME

Sağlıklı bir cinsel ilişki yaşayamamanın önündeki en büyük engellerden biri Bilgisizliktir. Çiftlerin birbirilerinin bedenlerini, nasıl uyarıldıklarını, erojen bölgelerini tanımaları oldukça önemli bir konudur. Kadınlar, cinsel uyarılma safhasında ortam, ruhsal durum ve partnerin davranışları gibi bir çok faktörden erkeğe göre daha fazla etkilenebilir. Ayrıca bir erkeğin ilişkiye hazır hale gelebilmesi için 2 veya 3 dakika yeterliyken, kadın için bu süre daha uzundur. Özellikle de klitoris, kadın cinsel uyarılmasında özel bir öneme sahiptir. Klitorisin uyarılması, cinsel uyarılmanın tamamlanması ve orgazm için gereklidir. Yetersiz uyarılması, cinsel uyarılma ve orgazm ihtimalini azaltır.

Cinselliğin anlamı da kadın ve erkek için birbirinden farklıdır. Kadınlar cinselliği sevgi, şevkat ve arzunun içinde bulunduğu bir bütün olarak yaşarken erkekler, daha çok haz odaklı o ana yönelik bir arzu şeklinde yaşar.

Bununla birlikte çiftlerin sahip olduğu ’’Cinsel ilişkiyi erkek başlatmalı, ’Erkek cinsel ilişkiyi her zaman ister, hep hazırdır’ ‘İlk ilişki kadın için acı vericidir .’’  ‘’İlk ilişkide kadın kanamazsa bakire değildir ‘’ gibi yanlış bilgiler de cinselliği  bireylerin üstünde ağır bür yük haline getirir. Bu yükün üstüne bir de bireylerin cinsel ilişkide kendi bedenleriyle ile ilgili olumsuz düşünceleri de eklenince cinsel yaşam sekteye uğramaktadır. Cinsellikte kişilerin BEDEN ALGISI önemli bir yer tutar. Çiftlerin cinsel yaşamda, ’’Acaba beni beğenecek mi’’, ya da ‘’Eşimi tatmin edebilecek miyim’’ gibi düşünceleri kendi beden duyumlarından uzaklaşmasına sebebiyet vermekte ve cinselliği bir başarı ya da başarısızlık hikayesine çevirmektedir. Oysa ki cinselliği bir yarış-performans gibi görmektense, çiftlerin zihinlerindeki düşünceleri yatak odasının dışında bırakarak, ana odaklanarak, birlikte haz alıp verebildikleri keyifli bir şekilde yaşamaları sağlıklı olacaktır. Unutulmamalıdır ki, bu tarz düşünceler odadaki 3.bir kişi gibidir. Kişiyi rahatsız eder, dikkatini dağıtır.

Bir diğer nokta ise, çiftlerin cinselliği yemek, içmek, dinlenmek gibi normal bir ihtiyaç olarak görmek yerine Abartması’dır. Cinsellikle ilgili çevreden duyulan aslı olmayan abartılı söylemler de çiftleri korkutmaktadır. Halk arasında bilinen çiftlerde cinsel birleşme esnasında kasılma olup çiftin kenetleneceği söylentisi bunlardan birisidir. Öncelikle birleşme esnasında kişilerin durması halinde penis sertliğinin kaybolmasından dolayı böyle bir durumun fiziksel olarak mümkün olmadığını ifade etmemiz gerekir. Bununla birlikte ‘’Canım çok yanacak’’ ‘’Çok fazla kanamam olacak’’ gibi abartılı yanlış inanışlardan kaynaklı hissedilen korku cinsel birleşme esnasında bedende bir tehdit algısı oluşturup, istemsiz kasılmalara sebebiyet verebilmektedir.

Bu ve bunun gibi doğru bilinen yanlışlardan dolayı cinselliği abartarak ve korkarak yaşayan bireyler ise cinsel yönden mutlu olabilmek için gerekli rahatlığı kendilerinde bulamadıklarından dolayı hem eşini mutlu edemez hem de kendileri mutsuz olurlar. Çiftlerin böyle bir durumda birbirileriyle korkularını paylaşmaları ve birbirilerine anlayış göstermeleri çok önemlidir.Aksi taktirde korku, çiftlerin bedenlerini yönetecek, birbirilerinden haz almasını engelleyecek ve o an orada olmasına fırsat vermeyecektir.

Cinselliği daha çok penis-vajina birlikteliğinden oluşan mekanik ,bir ilişki ya da Görev olarak görme yerine, iki insanın bütünleşmesi, yakınlaşması, bir olması ve birbirilerine haz vermesi şeklinde algılanan bir cinsellik çok daha sağlıklı bir cinselliktir. Bireylerin eşini memnun etmek için ilişkiye girmesi, cinselliğin kadınlarda ‘’kadınlık görevi’’, erkeklerde ise ‘’performans aygıtı’’ olarak görülmesi halinde çiftlerin cinsel ilişkiden zevk alması beklenemez. Bundan dolayı çiftlerin kendilerini açıkça ifade edebilmeleri , rahatlıkla cinselliği başlatabilmeleri, eğer cinsellik istemiyorlarsa eşinin isteğini kırmadan reddebilmeleleri gerekir . Burada kişinin reddedilenin, o an kendisi değil, cinsellik olduğunun bilincinde olması oldukça önemlidir.

Son olarak ,sağlığın her alanında olduğu gibi cinsel hayatla ilgili bir sorun çıktığında da çiftler bu sorunu tanımlama ve çözümlemede birbirilerine yardımcı olmalıdır.Ayrıca çiftlerin bir uzmandan yardım almak için aradan uzun yıllar geçmesini beklemeleri bu konuda yapılacak en büyük hatalardan biri olacaktır. Sorun fark edildiğinde hemen çözüm aranmalı,geç kalınmamalıdır.

PSİKOLOG BETÜL ŞENTÜRK

Posted by | Views 37

Style “image_medium” (Horizontal)

Bebeklerde Büyüme Atakları

Bebeklerde Büyüme Atakları

Anne karnındaki bebek sıcak, güvenli, steril ama monoton bir ortamdan rengarenk cıvıl cıvıl bir dünyaya doğacaktır ancak doğum süreci başladığında strese girer zira daha önce deneyimlemediği şeyleri yaşamaya,ortamını değiştirmeye rutinine veda etmeye başlamıştır. Bebek doğumundan itibaren de belirli haftalarda yoğun büyüme ve gelişme dönemleri yaşar. Bu haftalarda bebekler normalden daha huysuz olabilir, daha fazla ağlayabilir, uyku problemleri yaşayabilir, iştahsız ama tam tersi bazen daha iştahlı olabilir. Bunun en önemli nedeni, bebeğin büyüyor olmasıdır.Bebekler belli aylarda büyüme atağı yaşarlar. Bu şu demektir: çevrenin farkına varırlar, ihtiyaçları değişir, beslenme ve güven ihtiyaçlarına yenileri eklenir. Bu ihtiyaçlar: renkleri keşfetmek, hareket eden nesneleri ayırt etmek, insan mimiklerini anlamlandırmak ve kendi bedeninin sınırlarını keşfetmesi olarak sıralanabilir. Çevrenin farkına varan bebek, bu çevreye katılmak ister; bu, gelişimi açısından çok olumlu bir şeydir. İşin en güzel yanı, bu büyüme atakları geçtiğinde arkasında çok tatlı yeni beceriler bırakır. Gülmek,oyuncağına vurarak çıkardığı sesi dinlemek,alkış yapmayı öğrenmek,ebeveynini tanıyıp izlemek, yüzüstü dönebilmek, oturmak,emeklemek yürümeye başlamak gibi.Bebeğin çevredeki uyaranlara ilgisinin artması, beslenmeye vakit ayırmak istememesine ve beslenmeyi reddetmesine neden olabilir. Annelerin bu dönemlerde bebeklerini iyi gözlemleyip, onların ihtiyaçlarını ve isteklerini doğru tekniklerle sabırla karşılamaları son derece önemlidir. Bu ona bol bol sarılarak tensel teması artırıp güvende olduğunu hissettirmekle daha fazla uykuyla, daha fazla kucakla, daha fazla emzirme ve beslemeyle olabilir.

Büyüme atağı beklenen haftalar bebekten bebeğe küçük oynamalar olmakla birlikte;  5.hafta 8.hafta 12.hafta  19.hafta  26.hafta 36.hafta 42.hafta 55.hafta,64 ve 76.haftalardır.2 yaşa kadar toplamda 10 büyüme atağı gösterip en son 2.yaş sendromunu yaşarlar.

Bebeklerde büyüme atakları 2-4 gün arasında sürer. Bebek büyüdükçe atak süreleri bir haftaya kadar uzayabilir.

Bebekler bu dönemlerde motor ve zihinsel gelişimlerinin yanı sıra sosyal gelişim anlamında da ciddi ilerlemeler gösterirler bebeğin sinir sisteminin olgunlaşması, beyninin süratle gelişmesi ve bunlara bağlı olarak duygularının çeşitlenmesi her büyüme atağı sonrasında onun dünyaya daha fazla adapte olmasını sağlıyor.

Büyüme atağından farklı olarak 3. hafta ile 3 ay arasında gaz sancıları olabilir üç saatten uzun süren, haftada en az üç kez yineleyen nedeni bilinmeyen ağlamalara ‘ Kolik ‘ denir. Bu ağlamalar, genellikle günün belli saatlerinde özellikle de akşamları olmaktadır kucağa alıp sallamakla, saç kurutma makinası veya elektrik süpürgesinin çıkardığı gibi şşşıııııttt tarzı sesleri dinletmekle geçer.2-4 ay arasında tükrük bezleri gelişirken damaklarda kaşınma, salya akması gibi belirtiler görülür.6-7. Ayda diş çıkarırken 38 dereceye kadar hafif ateş,salya akması,ishal olmaksızın hafif kakada yumuşama ve huzursuzluk görülebilir. Ancak ateş, ishal,kusma halsizlik,kendini salma gibi semptomlar kesinlikle büyüme atağı kaynaklı değildir bu bulgular varsa doktora götürülmelidir.Komşu ,akraba eş dost tavsiyesiyle bebeğe doktorun önermediği herhangi bir ilaç verilmemelidir.

Çok huzursuz olduğunda, uyumakta zorlandığında ılık bir banyo ve sonrasında masajla rahatlatabilir. Bu dönemlerde bebek sık sık emmek hatta sürekli memede kalmak istediğinden anneler sütünün yetmediğinden korkar. Büyüyen bebeğin anne sütü ihtiyacı da artmıştır ve bebeğin daha sık emzirilmesiyle bu ihtiyaca karşılık verilmiş olur hemen mamaya başlanmamalıdır.

Büyüme atağı veya başka bir huysuzluk döneminde sünnet,uyku eğitimi,tuvalet eğitimi,ek gıdaya başlama gibi radikal değişimler yapılmamalıdır zira bebek zaten kendini rahatsız eden bir dönüşüm sürecindedir rutinlerinin değişimi atak yaşatmaktadır birde bunun üstüne başka rutin değişimleri eklenmemelidir.

 Uzm. Dr. Musa BOSTANCIOĞLU
Medipol Pendik Üniversite Hastanesi Baş Hekimi
Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı

Posted by | Views 6

Çocuklarda Yaz İshalleri

Çocuklarda Yaz İshalleri

Medipol Üniversitesi Pendik Hastanesi Başhekimi ve Çocuk Sağılığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Musa Bostancıoğlu yaz aylarında artan ishallerin günlük hayatı sekteye uğratacak derecede rahatsızlık verebileceğini ancak iki haftayı geçen uzun süreli ishalin ise çöliak,kistik fibroz,chron ülseratif kolit gibi doğumsal barsak hastalıklarının habercisi olabileceğini bildirdi. ‘’Uzamış ishale neden olan dizanteri ve daha ciddi paraziter hastalıklar tedavi edilmezse beyin iltihabına, karaciğer kistine varıncaya kadar bir çok tehlikeli hastalığın öncüsü olabilirler’’diyerek uyarıda bulundu.

Çocuk Sağılığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Musa Bostancıoğlu, mikrobik ya da mikrobik olmayan birçok nedenle ortaya çıkabilen ishalin çocuk ölüm nedenleri arasında dördüncü sırada yer aldığını belirtti.
İshalin en sık nedeninin besin zehirlenmesi olduğunu kaydeden Dr. Bostancıoğlu, “Dışkılamanın günde 6 ila 8 defadan fazla sayıda ve sulu olmasının risk taşıdığını bu durumda hastanın en yakın bir sağılık kuruluşuna başvurması gerektiğini” söyledi.
Dr. Bostancıoğlu ‘’bebek ve çocuklar kusma ve ishalle aşırı su kaybederek erişkine göre daha hızlı şekilde böbrek ve kalp yetmezliğine girebilirler” diyerek ishale kayıtsız kalınmaması gerektiğinin altını çizdi..

Mikropların çoğu besinlerle bulaşıyor

Çocuk Sağılığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Musa Bostancıoğlu, “Herhangi bir mikroorganizmanın bağırsak mukozasında yaptığı tahribat sonucu ortaya çıkan ishal durumuna akut infeksiyoz ishal denir. Mikrop bulaşmış suların içilmesi besinlerin yenmesi veya direnci azalmış hastada vücudun kendi bakterilerinin hastalık yapar hale gelmesiyle ishal oluşmaktadır. Mikropların çoğu iyi klorlanmış suda ölmektedir ancak Rota virüsü gibi klora dirençli bazı mikroplar da vardır. Kanalizasyon karışmış suların bilmeden kullanılması, kapalı şehir suyu şebekesi dışından edinilmiş kuyu sularının içilmesi sonucunda da ishal gelişebilmektedir” ifadelerini kullandı.

Açıkta bırakılan gıdalar zehirliyor

Tarihi geçmiş ya da açıkta fazla bekletilen tavuk eti, yumurta,et ve diğer hayvansal gıdaların ishale ve zehirlenmeye neden olduğunu kaydeden Dr. Bostancıoğlu, ” mikrop bulaşmış sucuk, pastırma, salam, konserve, et suyu ve soslar, pilav, makarna ve süt tozu,krema,mayonez,dondurma gibi gıdaların yenmesi, süt, çiğ veya az pişmiş deniz ürünlerinin tüketilmesi de ishale neden olur.Kanalizasyon bulaşmış suyla yıkanan sebze ve meyvelerin yenmesi de ishal sebebi olabilir” ifadelerini kullandı.

İshalken az ve sık beslenilmeli

Dr. Bostancıoğlu, “Hastanın klinik tablosu belirlendikten sonra ve gerekli ise acil girişimlerde bulunulduktan sonra laboratuar tanıya geçilmelidir. İshal tanısında en basitinden en karmaşığına kadar pek çok yöntem sırayla kullanılmalı. Bu süreçte hasta ishalin süresi,sayısı,gıdalarla ilişkisi,sancılı olup olmadığı yönünden sorgulanmalı..Gaytanın görünümü,şekli,rengi,kokusu,kanlı ve mukuslu olup olmadığı hasta yakınından öğrenilerek laboratuarda gayta (dışkı) mikroskopisine de bakılmalı. Tedaviye dirençli uzamış ishallerde ileri düzey tetkikler mutlaka yapılmalı’’ dedi.

Çoğu ishal olgusunda, tedavi kaybedilen sıvı ve minerallerin en kısa sürede yerine konması yeterli olur. Bu amaçla, aşırı sıvı kaybı olan ağızdan beslenemeyenlere hastanede damar yolundan serumla sıvı verilmeli. Kusması olmayan çok sıvı kaybı olmayana ağızdan sıvı yiyecekler ve su verilmeli. Ancak az az ve sık sık beslenilmeli bulantı uyarılmamalıdır” şeklinde konuştu.

İshali kesmek için içilen kola ve kahve şehir efsanesi

İshali olan hastalara kola, kahve içirilmesinin tamamen bir şehir efsanesi olduğunun altını çizen Dr. Bostancıoğlu, “Tedaviyle birlikte hasta kişi yiyecek olarak yoğurt, ayran, muz, yayla çorbası, patates havuç, gibi gıdalarla beslenmeli. Aşırı yağlı olmamak kaydıyla makarna pilav yiyebilir. Ayran, sade soda, şeftali ve elma suyu içebilir. Sadece erik, kayısı, karpuz, kavun, kiraz, armut, mısır,kuruyemişler,bakliyatlar, kızartmalar gibi bağırsak çalışmasını hızlandıran yiyecekler kesilmelidir” dedi.Barsakta bozulan mikrobik dengeyi yeniden oluşturmak için probiyotikler kullanılabilir,1 haftayı geçmiş ishallerde yıpranmış barsak dokusunun daha hızlı iyileşmesi için çinko şurupları doktor önerisiyle verilebilir.Antibiyotikler ise gayta tahlili yapılmadan ve doktor yazmadan kesinlikle kullanılmamalıdır.
Dr. Bostancıoğlu, “Hasta bebek emiyorsa, emzirmeye devam etmeli, katiyen emzirmeyi kesmemelidir. Dışkı ile atıyor diye su ve sulu gıdalar vermekten vazgeçilmemelidir. İshalden korunmak için yapılması gereken en önemli şey ise hijyenik olmaktır” ifadelerini kullandı..

Uzm. Dr. Musa BOSTANCIOĞLU
Medipol Pendik Üniversite Hastanesi Baş Hekimi
Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı

Posted by | Views 3

Koronavirüsten bile Ölümcül Hastalıkları Aşı ile Önleyin!

Koronavirüsten bile Ölümcül Hastalıkları Aşı ile Önleyin!

Dünya Aşı Haftası nedeniyle Medipol Pendik Üniversite Hastanesi Baş Hekimi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr.Musa Bostancıoğlu çok önemli açıklamalar yaptı. Dr. Musa Bostancıoğlu “Aşısı yapılageldiği için görülmediğinden unutulan difteri, boğmaca, tetanoz, kızamık, kabakulak, zatürre ve menenjit gibi hastalıklar, Covid-19’dan bile daha tehlikeli ve ölümcüldürler. Aşısı olmayan bir hastalığın dünyaya yayılarak salgın yapabildiğine ve aşıların ne kadar önemli olduğuna Koronavirüs pandemisinde bir kez daha şahit olduk. Aşı ebeveynlerin sorumluluğu, çocukların ise hakkıdır” dedi.

Aşı ile her yıl 10 milyon hayat kurtuluyor

Aşılar sayesinde dünyada her yıl yaklaşık 10 milyon insanın ölümden kurtarıldığını hatırlatan Bostancıoğlu, “Hastanelerde veya Aile Sağlığı Merkezlerinde (Sağlık Ocaklarında) önceden sınırlı sayıda randevu verilerek yığılmalar önlenip sosyal mesafeyi koruyarak hastaların bulunduğu yerlerden farklı odalarda hijyen ve sterilite kuralları çerçevesinde bebeklerinizi güvenle aşılatabilirsiniz” bilgisini verdi.

Bulaşıcı hastalıkların topluma yayılmasını önlemek ve kitlesel bağışıklık kazandırmak adına ebeveynleri aşıya teşvik eden Bostancıoğlu, “Toplumda aşılı bireylerin sayısı arttıkça, aşılanmamış kişilerin hastalık etkeni ile karşılaşma ihtimali ve hastalığın o toplumda görülme sıklığı azalır. Aşılardan beklenen yararın ortaya çıkabilmesi ve bu sayede toplumun bulaşıcı hastalıklardan korunması için aşılanma oranlarının istenilen düzeye çıkarılabilmesi gerekir. Hedef yaş grubunda aşılanma oranı yüzde 95’in üzerine çıkar ve bu düzey sürdürülürse toplumsal bağışıklık sağlanmış olur. Toplumsal bağışıklık sağlanan bir ülkede o bulaşıcı hastalık salgın oluşturamaz, zamanla yok olur. Aşı tüm dünyada düzenli uygulanırsa kıtadan kıtaya geçip pandemiler de yapamaz” değerlendirmelerinde bulundu.

Her ilaçta olduğu gibi aşılarda da bazı yan etkilerin ve riskli durumların söz konusu olduğunu aktaran Bostancıoğlu, “Ancak tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de, aşıların olası yan etkileri özenle izlenilmekte, kayıtları tutulmakta, aşıya bağlı gerçek yan etkiler ile rastlantısal olumsuzlukların yakından takibi yapılmaktadır” açıklamalarını yaptı.

                                                                                                                                                                                                                                                                                                   Uzm. Dr. Musa BOSTANCIOĞLU
Medipol Pendik Üniversite Hastanesi Baş Hekimi
Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı

Posted by | Views 5

Cinsellikten Neden Korkuyoruz?

Cinsellikten Neden Korkuyoruz?

‘’Cinsel eylem insanlara ne kötülük etti ki kimse utanmadan söz edemiyor ondan?Ciddi ve edepli konuşmalarda yer verilmiyor ona?Hiç sıkılmadan öldürmek ,çalmak ,aldatmak diyebiliyoruz da ona geldi mi kısıveriyoruz sesimizi.Neden acaba?

Yoksa onun sözünü ağzımızda ne kadar az harcarsak düşüncesini kafamızda o kadar büyütmeye hak mı kazanıyoruz?’’ (Montaigne)

Evliliğin temel yapı taşlarından biri cinselliktir. Mutlu ve sağlıklı bir cinsel yaşam, aile mutluluğun da önemli bir unsurudur . Sağlıklı bir cinsel ilişkiyi, iki bedenin biyolojik ve cinsel olgunluk süreleri içinde, cinsel organlarını kullanarak beraber haz alıp verebildikleri, rahatlayıp gevşeyebildikleri sadece bedenlerini değil, ruhlarını da bütünleştirebildikleri bir etkinlik olarak tarif edebiliriz. Eşlerin toplumsal hayatta daha verimli ve olumlu davranışlar sergilemelerinde doyuma ulaşmış bir cinsellik önemli bir yer tutar. Ancak çocukluk çağından itibaren cinselliği ‘’yasak,kötü,ayıp’’ olarak karşılanan, tabu olarak görülen, kulaktan dolma bilgilerle yanlış ve yetersiz bir şekilde öğrenmiş bireyler için cinsellik, merak edip sormaya çekindikleri, üzerinde az konuşup yalan -yanlış bilgiler ile kafalarında çok büyüttükleri bir sorun haline gelebiliyor.

Peki bireyleri cinsellikten korkutan başlıca etkenler nelerdir?

1)BİLGİSİZLİK

2-ABARTMA

3-BEDEN ALGISI

4-GÖREV OLARAK GÖRME

Sağlıklı bir cinsel ilişki yaşayamamanın önündeki en büyük engellerden biri Bilgisizliktir. Çiftlerin birbirilerinin bedenlerini, nasıl uyarıldıklarını, erojen bölgelerini tanımaları oldukça önemli bir konudur. Kadınlar, cinsel uyarılma safhasında ortam, ruhsal durum ve partnerin davranışları gibi bir çok faktörden erkeğe göre daha fazla etkilenebilir. Ayrıca bir erkeğin ilişkiye hazır hale gelebilmesi için 2 veya 3 dakika yeterliyken, kadın için bu süre daha uzundur. Özellikle de klitoris, kadın cinsel uyarılmasında özel bir öneme sahiptir. Klitorisin uyarılması, cinsel uyarılmanın tamamlanması ve orgazm için gereklidir. Yetersiz uyarılması, cinsel uyarılma ve orgazm ihtimalini azaltır.

Cinselliğin anlamı da kadın ve erkek için birbirinden farklıdır. Kadınlar cinselliği sevgi, şevkat ve arzunun içinde bulunduğu bir bütün olarak yaşarken erkekler, daha çok haz odaklı o ana yönelik bir arzu şeklinde yaşar.

Bununla birlikte çiftlerin sahip olduğu ’’Cinsel ilişkiyi erkek başlatmalı, ’Erkek cinsel ilişkiyi her zaman ister, hep hazırdır’ ‘İlk ilişki kadın için acı vericidir .’’  ‘’İlk ilişkide kadın kanamazsa bakire değildir ‘’ gibi yanlış bilgiler de cinselliği  bireylerin üstünde ağır bür yük haline getirir. Bu yükün üstüne bir de bireylerin cinsel ilişkide kendi bedenleriyle ile ilgili olumsuz düşünceleri de eklenince cinsel yaşam sekteye uğramaktadır. Cinsellikte kişilerin BEDEN ALGISI önemli bir yer tutar. Çiftlerin cinsel yaşamda, ’’Acaba beni beğenecek mi’’, ya da ‘’Eşimi tatmin edebilecek miyim’’ gibi düşünceleri kendi beden duyumlarından uzaklaşmasına sebebiyet vermekte ve cinselliği bir başarı ya da başarısızlık hikayesine çevirmektedir. Oysa ki cinselliği bir yarış-performans gibi görmektense, çiftlerin zihinlerindeki düşünceleri yatak odasının dışında bırakarak, ana odaklanarak, birlikte haz alıp verebildikleri keyifli bir şekilde yaşamaları sağlıklı olacaktır. Unutulmamalıdır ki, bu tarz düşünceler odadaki 3.bir kişi gibidir. Kişiyi rahatsız eder, dikkatini dağıtır.

Bir diğer nokta ise, çiftlerin cinselliği yemek, içmek, dinlenmek gibi normal bir ihtiyaç olarak görmek yerine Abartması’dır. Cinsellikle ilgili çevreden duyulan aslı olmayan abartılı söylemler de çiftleri korkutmaktadır. Halk arasında bilinen çiftlerde cinsel birleşme esnasında kasılma olup çiftin kenetleneceği söylentisi bunlardan birisidir. Öncelikle birleşme esnasında kişilerin durması halinde penis sertliğinin kaybolmasından dolayı böyle bir durumun fiziksel olarak mümkün olmadığını ifade etmemiz gerekir. Bununla birlikte ‘’Canım çok yanacak’’ ‘’Çok fazla kanamam olacak’’ gibi abartılı yanlış inanışlardan kaynaklı hissedilen korku cinsel birleşme esnasında bedende bir tehdit algısı oluşturup, istemsiz kasılmalara sebebiyet verebilmektedir.

Bu ve bunun gibi doğru bilinen yanlışlardan dolayı cinselliği abartarak ve korkarak yaşayan bireyler ise cinsel yönden mutlu olabilmek için gerekli rahatlığı kendilerinde bulamadıklarından dolayı hem eşini mutlu edemez hem de kendileri mutsuz olurlar. Çiftlerin böyle bir durumda birbirileriyle korkularını paylaşmaları ve birbirilerine anlayış göstermeleri çok önemlidir.Aksi taktirde korku, çiftlerin bedenlerini yönetecek, birbirilerinden haz almasını engelleyecek ve o an orada olmasına fırsat vermeyecektir.

Cinselliği daha çok penis-vajina birlikteliğinden oluşan mekanik ,bir ilişki ya da Görev olarak görme yerine, iki insanın bütünleşmesi, yakınlaşması, bir olması ve birbirilerine haz vermesi şeklinde algılanan bir cinsellik çok daha sağlıklı bir cinselliktir. Bireylerin eşini memnun etmek için ilişkiye girmesi, cinselliğin kadınlarda ‘’kadınlık görevi’’, erkeklerde ise ‘’performans aygıtı’’ olarak görülmesi halinde çiftlerin cinsel ilişkiden zevk alması beklenemez. Bundan dolayı çiftlerin kendilerini açıkça ifade edebilmeleri , rahatlıkla cinselliği başlatabilmeleri, eğer cinsellik istemiyorlarsa eşinin isteğini kırmadan reddebilmeleleri gerekir . Burada kişinin reddedilenin, o an kendisi değil, cinsellik olduğunun bilincinde olması oldukça önemlidir.

Son olarak ,sağlığın her alanında olduğu gibi cinsel hayatla ilgili bir sorun çıktığında da çiftler bu sorunu tanımlama ve çözümlemede birbirilerine yardımcı olmalıdır.Ayrıca çiftlerin bir uzmandan yardım almak için aradan uzun yıllar geçmesini beklemeleri bu konuda yapılacak en büyük hatalardan biri olacaktır. Sorun fark edildiğinde hemen çözüm aranmalı,geç kalınmamalıdır.

PSİKOLOG BETÜL ŞENTÜRK

Posted by | Views 37

Style “image_large” (Horizontal)

Bebeklerde Büyüme Atakları

Bebeklerde Büyüme Atakları

Anne karnındaki bebek sıcak, güvenli, steril ama monoton bir ortamdan rengarenk cıvıl cıvıl bir dünyaya doğacaktır ancak doğum süreci başladığında strese girer zira daha önce deneyimlemediği şeyleri yaşamaya,ortamını değiştirmeye rutinine veda etmeye başlamıştır. Bebek doğumundan itibaren de belirli haftalarda yoğun büyüme ve gelişme dönemleri yaşar. Bu haftalarda bebekler normalden daha huysuz olabilir, daha fazla ağlayabilir, uyku problemleri yaşayabilir, iştahsız ama tam tersi bazen daha iştahlı olabilir. Bunun en önemli nedeni, bebeğin büyüyor olmasıdır.Bebekler belli aylarda büyüme atağı yaşarlar. Bu şu demektir: çevrenin farkına varırlar, ihtiyaçları değişir, beslenme ve güven ihtiyaçlarına yenileri eklenir. Bu ihtiyaçlar: renkleri keşfetmek, hareket eden nesneleri ayırt etmek, insan mimiklerini anlamlandırmak ve kendi bedeninin sınırlarını keşfetmesi olarak sıralanabilir. Çevrenin farkına varan bebek, bu çevreye katılmak ister; bu, gelişimi açısından çok olumlu bir şeydir. İşin en güzel yanı, bu büyüme atakları geçtiğinde arkasında çok tatlı yeni beceriler bırakır. Gülmek,oyuncağına vurarak çıkardığı sesi dinlemek,alkış yapmayı öğrenmek,ebeveynini tanıyıp izlemek, yüzüstü dönebilmek, oturmak,emeklemek yürümeye başlamak gibi.Bebeğin çevredeki uyaranlara ilgisinin artması, beslenmeye vakit ayırmak istememesine ve beslenmeyi reddetmesine neden olabilir. Annelerin bu dönemlerde bebeklerini iyi gözlemleyip, onların ihtiyaçlarını ve isteklerini doğru tekniklerle sabırla karşılamaları son derece önemlidir. Bu ona bol bol sarılarak tensel teması artırıp güvende olduğunu hissettirmekle daha fazla uykuyla, daha fazla kucakla, daha fazla emzirme ve beslemeyle olabilir.

Büyüme atağı beklenen haftalar bebekten bebeğe küçük oynamalar olmakla birlikte;  5.hafta 8.hafta 12.hafta  19.hafta  26.hafta 36.hafta 42.hafta 55.hafta,64 ve 76.haftalardır.2 yaşa kadar toplamda 10 büyüme atağı gösterip en son 2.yaş sendromunu yaşarlar.

Bebeklerde büyüme atakları 2-4 gün arasında sürer. Bebek büyüdükçe atak süreleri bir haftaya kadar uzayabilir.

Bebekler bu dönemlerde motor ve zihinsel gelişimlerinin yanı sıra sosyal gelişim anlamında da ciddi ilerlemeler gösterirler bebeğin sinir sisteminin olgunlaşması, beyninin süratle gelişmesi ve bunlara bağlı olarak duygularının çeşitlenmesi her büyüme atağı sonrasında onun dünyaya daha fazla adapte olmasını sağlıyor.

Büyüme atağından farklı olarak 3. hafta ile 3 ay arasında gaz sancıları olabilir üç saatten uzun süren, haftada en az üç kez yineleyen nedeni bilinmeyen ağlamalara ‘ Kolik ‘ denir. Bu ağlamalar, genellikle günün belli saatlerinde özellikle de akşamları olmaktadır kucağa alıp sallamakla, saç kurutma makinası veya elektrik süpürgesinin çıkardığı gibi şşşıııııttt tarzı sesleri dinletmekle geçer.2-4 ay arasında tükrük bezleri gelişirken damaklarda kaşınma, salya akması gibi belirtiler görülür.6-7. Ayda diş çıkarırken 38 dereceye kadar hafif ateş,salya akması,ishal olmaksızın hafif kakada yumuşama ve huzursuzluk görülebilir. Ancak ateş, ishal,kusma halsizlik,kendini salma gibi semptomlar kesinlikle büyüme atağı kaynaklı değildir bu bulgular varsa doktora götürülmelidir.Komşu ,akraba eş dost tavsiyesiyle bebeğe doktorun önermediği herhangi bir ilaç verilmemelidir.

Çok huzursuz olduğunda, uyumakta zorlandığında ılık bir banyo ve sonrasında masajla rahatlatabilir. Bu dönemlerde bebek sık sık emmek hatta sürekli memede kalmak istediğinden anneler sütünün yetmediğinden korkar. Büyüyen bebeğin anne sütü ihtiyacı da artmıştır ve bebeğin daha sık emzirilmesiyle bu ihtiyaca karşılık verilmiş olur hemen mamaya başlanmamalıdır.

Büyüme atağı veya başka bir huysuzluk döneminde sünnet,uyku eğitimi,tuvalet eğitimi,ek gıdaya başlama gibi radikal değişimler yapılmamalıdır zira bebek zaten kendini rahatsız eden bir dönüşüm sürecindedir rutinlerinin değişimi atak yaşatmaktadır birde bunun üstüne başka rutin değişimleri eklenmemelidir.

 Uzm. Dr. Musa BOSTANCIOĞLU
Medipol Pendik Üniversite Hastanesi Baş Hekimi
Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı

Posted by | Views 6
Çocuklarda Yaz İshalleri

Çocuklarda Yaz İshalleri

Medipol Üniversitesi Pendik Hastanesi Başhekimi ve Çocuk Sağılığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Musa Bostancıoğlu yaz aylarında artan ishallerin günlük hayatı sekteye uğratacak derecede rahatsızlık verebileceğini ancak iki haftayı geçen uzun süreli ishalin ise çöliak,kistik fibroz,chron ülseratif kolit gibi doğumsal barsak hastalıklarının habercisi olabileceğini bildirdi. ‘’Uzamış ishale neden olan dizanteri ve daha ciddi paraziter hastalıklar tedavi edilmezse beyin iltihabına, karaciğer kistine varıncaya kadar bir çok tehlikeli hastalığın öncüsü olabilirler’’diyerek uyarıda bulundu.

Çocuk Sağılığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Musa Bostancıoğlu, mikrobik ya da mikrobik olmayan birçok nedenle ortaya çıkabilen ishalin çocuk ölüm nedenleri arasında dördüncü sırada yer aldığını belirtti.
İshalin en sık nedeninin besin zehirlenmesi olduğunu kaydeden Dr. Bostancıoğlu, “Dışkılamanın günde 6 ila 8 defadan fazla sayıda ve sulu olmasının risk taşıdığını bu durumda hastanın en yakın bir sağılık kuruluşuna başvurması gerektiğini” söyledi.
Dr. Bostancıoğlu ‘’bebek ve çocuklar kusma ve ishalle aşırı su kaybederek erişkine göre daha hızlı şekilde böbrek ve kalp yetmezliğine girebilirler” diyerek ishale kayıtsız kalınmaması gerektiğinin altını çizdi..

Mikropların çoğu besinlerle bulaşıyor

Çocuk Sağılığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Musa Bostancıoğlu, “Herhangi bir mikroorganizmanın bağırsak mukozasında yaptığı tahribat sonucu ortaya çıkan ishal durumuna akut infeksiyoz ishal denir. Mikrop bulaşmış suların içilmesi besinlerin yenmesi veya direnci azalmış hastada vücudun kendi bakterilerinin hastalık yapar hale gelmesiyle ishal oluşmaktadır. Mikropların çoğu iyi klorlanmış suda ölmektedir ancak Rota virüsü gibi klora dirençli bazı mikroplar da vardır. Kanalizasyon karışmış suların bilmeden kullanılması, kapalı şehir suyu şebekesi dışından edinilmiş kuyu sularının içilmesi sonucunda da ishal gelişebilmektedir” ifadelerini kullandı.

Açıkta bırakılan gıdalar zehirliyor

Tarihi geçmiş ya da açıkta fazla bekletilen tavuk eti, yumurta,et ve diğer hayvansal gıdaların ishale ve zehirlenmeye neden olduğunu kaydeden Dr. Bostancıoğlu, ” mikrop bulaşmış sucuk, pastırma, salam, konserve, et suyu ve soslar, pilav, makarna ve süt tozu,krema,mayonez,dondurma gibi gıdaların yenmesi, süt, çiğ veya az pişmiş deniz ürünlerinin tüketilmesi de ishale neden olur.Kanalizasyon bulaşmış suyla yıkanan sebze ve meyvelerin yenmesi de ishal sebebi olabilir” ifadelerini kullandı.

İshalken az ve sık beslenilmeli

Dr. Bostancıoğlu, “Hastanın klinik tablosu belirlendikten sonra ve gerekli ise acil girişimlerde bulunulduktan sonra laboratuar tanıya geçilmelidir. İshal tanısında en basitinden en karmaşığına kadar pek çok yöntem sırayla kullanılmalı. Bu süreçte hasta ishalin süresi,sayısı,gıdalarla ilişkisi,sancılı olup olmadığı yönünden sorgulanmalı..Gaytanın görünümü,şekli,rengi,kokusu,kanlı ve mukuslu olup olmadığı hasta yakınından öğrenilerek laboratuarda gayta (dışkı) mikroskopisine de bakılmalı. Tedaviye dirençli uzamış ishallerde ileri düzey tetkikler mutlaka yapılmalı’’ dedi.

Çoğu ishal olgusunda, tedavi kaybedilen sıvı ve minerallerin en kısa sürede yerine konması yeterli olur. Bu amaçla, aşırı sıvı kaybı olan ağızdan beslenemeyenlere hastanede damar yolundan serumla sıvı verilmeli. Kusması olmayan çok sıvı kaybı olmayana ağızdan sıvı yiyecekler ve su verilmeli. Ancak az az ve sık sık beslenilmeli bulantı uyarılmamalıdır” şeklinde konuştu.

İshali kesmek için içilen kola ve kahve şehir efsanesi

İshali olan hastalara kola, kahve içirilmesinin tamamen bir şehir efsanesi olduğunun altını çizen Dr. Bostancıoğlu, “Tedaviyle birlikte hasta kişi yiyecek olarak yoğurt, ayran, muz, yayla çorbası, patates havuç, gibi gıdalarla beslenmeli. Aşırı yağlı olmamak kaydıyla makarna pilav yiyebilir. Ayran, sade soda, şeftali ve elma suyu içebilir. Sadece erik, kayısı, karpuz, kavun, kiraz, armut, mısır,kuruyemişler,bakliyatlar, kızartmalar gibi bağırsak çalışmasını hızlandıran yiyecekler kesilmelidir” dedi.Barsakta bozulan mikrobik dengeyi yeniden oluşturmak için probiyotikler kullanılabilir,1 haftayı geçmiş ishallerde yıpranmış barsak dokusunun daha hızlı iyileşmesi için çinko şurupları doktor önerisiyle verilebilir.Antibiyotikler ise gayta tahlili yapılmadan ve doktor yazmadan kesinlikle kullanılmamalıdır.
Dr. Bostancıoğlu, “Hasta bebek emiyorsa, emzirmeye devam etmeli, katiyen emzirmeyi kesmemelidir. Dışkı ile atıyor diye su ve sulu gıdalar vermekten vazgeçilmemelidir. İshalden korunmak için yapılması gereken en önemli şey ise hijyenik olmaktır” ifadelerini kullandı..

Uzm. Dr. Musa BOSTANCIOĞLU
Medipol Pendik Üniversite Hastanesi Baş Hekimi
Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı

Posted by | Views 3
Koronavirüsten bile Ölümcül Hastalıkları Aşı ile Önleyin!

Koronavirüsten bile Ölümcül Hastalıkları Aşı ile Önleyin!

Dünya Aşı Haftası nedeniyle Medipol Pendik Üniversite Hastanesi Baş Hekimi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr.Musa Bostancıoğlu çok önemli açıklamalar yaptı. Dr. Musa Bostancıoğlu “Aşısı yapılageldiği için görülmediğinden unutulan difteri, boğmaca, tetanoz, kızamık, kabakulak, zatürre ve menenjit gibi hastalıklar, Covid-19’dan bile daha tehlikeli ve ölümcüldürler. Aşısı olmayan bir hastalığın dünyaya yayılarak salgın yapabildiğine ve aşıların ne kadar önemli olduğuna Koronavirüs pandemisinde bir kez daha şahit olduk. Aşı ebeveynlerin sorumluluğu, çocukların ise hakkıdır” dedi.

Aşı ile her yıl 10 milyon hayat kurtuluyor

Aşılar sayesinde dünyada her yıl yaklaşık 10 milyon insanın ölümden kurtarıldığını hatırlatan Bostancıoğlu, “Hastanelerde veya Aile Sağlığı Merkezlerinde (Sağlık Ocaklarında) önceden sınırlı sayıda randevu verilerek yığılmalar önlenip sosyal mesafeyi koruyarak hastaların bulunduğu yerlerden farklı odalarda hijyen ve sterilite kuralları çerçevesinde bebeklerinizi güvenle aşılatabilirsiniz” bilgisini verdi.

Bulaşıcı hastalıkların topluma yayılmasını önlemek ve kitlesel bağışıklık kazandırmak adına ebeveynleri aşıya teşvik eden Bostancıoğlu, “Toplumda aşılı bireylerin sayısı arttıkça, aşılanmamış kişilerin hastalık etkeni ile karşılaşma ihtimali ve hastalığın o toplumda görülme sıklığı azalır. Aşılardan beklenen yararın ortaya çıkabilmesi ve bu sayede toplumun bulaşıcı hastalıklardan korunması için aşılanma oranlarının istenilen düzeye çıkarılabilmesi gerekir. Hedef yaş grubunda aşılanma oranı yüzde 95’in üzerine çıkar ve bu düzey sürdürülürse toplumsal bağışıklık sağlanmış olur. Toplumsal bağışıklık sağlanan bir ülkede o bulaşıcı hastalık salgın oluşturamaz, zamanla yok olur. Aşı tüm dünyada düzenli uygulanırsa kıtadan kıtaya geçip pandemiler de yapamaz” değerlendirmelerinde bulundu.

Her ilaçta olduğu gibi aşılarda da bazı yan etkilerin ve riskli durumların söz konusu olduğunu aktaran Bostancıoğlu, “Ancak tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de, aşıların olası yan etkileri özenle izlenilmekte, kayıtları tutulmakta, aşıya bağlı gerçek yan etkiler ile rastlantısal olumsuzlukların yakından takibi yapılmaktadır” açıklamalarını yaptı.

                                                                                                                                                                                                                                                                                                   Uzm. Dr. Musa BOSTANCIOĞLU
Medipol Pendik Üniversite Hastanesi Baş Hekimi
Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı

Posted by | Views 5
Cinsellikten Neden Korkuyoruz?

Cinsellikten Neden Korkuyoruz?

‘’Cinsel eylem insanlara ne kötülük etti ki kimse utanmadan söz edemiyor ondan?Ciddi ve edepli konuşmalarda yer verilmiyor ona?Hiç sıkılmadan öldürmek ,çalmak ,aldatmak diyebiliyoruz da ona geldi mi kısıveriyoruz sesimizi.Neden acaba?

Yoksa onun sözünü ağzımızda ne kadar az harcarsak düşüncesini kafamızda o kadar büyütmeye hak mı kazanıyoruz?’’ (Montaigne)

Evliliğin temel yapı taşlarından biri cinselliktir. Mutlu ve sağlıklı bir cinsel yaşam, aile mutluluğun da önemli bir unsurudur . Sağlıklı bir cinsel ilişkiyi, iki bedenin biyolojik ve cinsel olgunluk süreleri içinde, cinsel organlarını kullanarak beraber haz alıp verebildikleri, rahatlayıp gevşeyebildikleri sadece bedenlerini değil, ruhlarını da bütünleştirebildikleri bir etkinlik olarak tarif edebiliriz. Eşlerin toplumsal hayatta daha verimli ve olumlu davranışlar sergilemelerinde doyuma ulaşmış bir cinsellik önemli bir yer tutar. Ancak çocukluk çağından itibaren cinselliği ‘’yasak,kötü,ayıp’’ olarak karşılanan, tabu olarak görülen, kulaktan dolma bilgilerle yanlış ve yetersiz bir şekilde öğrenmiş bireyler için cinsellik, merak edip sormaya çekindikleri, üzerinde az konuşup yalan -yanlış bilgiler ile kafalarında çok büyüttükleri bir sorun haline gelebiliyor.

Peki bireyleri cinsellikten korkutan başlıca etkenler nelerdir?

1)BİLGİSİZLİK

2-ABARTMA

3-BEDEN ALGISI

4-GÖREV OLARAK GÖRME

Sağlıklı bir cinsel ilişki yaşayamamanın önündeki en büyük engellerden biri Bilgisizliktir. Çiftlerin birbirilerinin bedenlerini, nasıl uyarıldıklarını, erojen bölgelerini tanımaları oldukça önemli bir konudur. Kadınlar, cinsel uyarılma safhasında ortam, ruhsal durum ve partnerin davranışları gibi bir çok faktörden erkeğe göre daha fazla etkilenebilir. Ayrıca bir erkeğin ilişkiye hazır hale gelebilmesi için 2 veya 3 dakika yeterliyken, kadın için bu süre daha uzundur. Özellikle de klitoris, kadın cinsel uyarılmasında özel bir öneme sahiptir. Klitorisin uyarılması, cinsel uyarılmanın tamamlanması ve orgazm için gereklidir. Yetersiz uyarılması, cinsel uyarılma ve orgazm ihtimalini azaltır.

Cinselliğin anlamı da kadın ve erkek için birbirinden farklıdır. Kadınlar cinselliği sevgi, şevkat ve arzunun içinde bulunduğu bir bütün olarak yaşarken erkekler, daha çok haz odaklı o ana yönelik bir arzu şeklinde yaşar.

Bununla birlikte çiftlerin sahip olduğu ’’Cinsel ilişkiyi erkek başlatmalı, ’Erkek cinsel ilişkiyi her zaman ister, hep hazırdır’ ‘İlk ilişki kadın için acı vericidir .’’  ‘’İlk ilişkide kadın kanamazsa bakire değildir ‘’ gibi yanlış bilgiler de cinselliği  bireylerin üstünde ağır bür yük haline getirir. Bu yükün üstüne bir de bireylerin cinsel ilişkide kendi bedenleriyle ile ilgili olumsuz düşünceleri de eklenince cinsel yaşam sekteye uğramaktadır. Cinsellikte kişilerin BEDEN ALGISI önemli bir yer tutar. Çiftlerin cinsel yaşamda, ’’Acaba beni beğenecek mi’’, ya da ‘’Eşimi tatmin edebilecek miyim’’ gibi düşünceleri kendi beden duyumlarından uzaklaşmasına sebebiyet vermekte ve cinselliği bir başarı ya da başarısızlık hikayesine çevirmektedir. Oysa ki cinselliği bir yarış-performans gibi görmektense, çiftlerin zihinlerindeki düşünceleri yatak odasının dışında bırakarak, ana odaklanarak, birlikte haz alıp verebildikleri keyifli bir şekilde yaşamaları sağlıklı olacaktır. Unutulmamalıdır ki, bu tarz düşünceler odadaki 3.bir kişi gibidir. Kişiyi rahatsız eder, dikkatini dağıtır.

Bir diğer nokta ise, çiftlerin cinselliği yemek, içmek, dinlenmek gibi normal bir ihtiyaç olarak görmek yerine Abartması’dır. Cinsellikle ilgili çevreden duyulan aslı olmayan abartılı söylemler de çiftleri korkutmaktadır. Halk arasında bilinen çiftlerde cinsel birleşme esnasında kasılma olup çiftin kenetleneceği söylentisi bunlardan birisidir. Öncelikle birleşme esnasında kişilerin durması halinde penis sertliğinin kaybolmasından dolayı böyle bir durumun fiziksel olarak mümkün olmadığını ifade etmemiz gerekir. Bununla birlikte ‘’Canım çok yanacak’’ ‘’Çok fazla kanamam olacak’’ gibi abartılı yanlış inanışlardan kaynaklı hissedilen korku cinsel birleşme esnasında bedende bir tehdit algısı oluşturup, istemsiz kasılmalara sebebiyet verebilmektedir.

Bu ve bunun gibi doğru bilinen yanlışlardan dolayı cinselliği abartarak ve korkarak yaşayan bireyler ise cinsel yönden mutlu olabilmek için gerekli rahatlığı kendilerinde bulamadıklarından dolayı hem eşini mutlu edemez hem de kendileri mutsuz olurlar. Çiftlerin böyle bir durumda birbirileriyle korkularını paylaşmaları ve birbirilerine anlayış göstermeleri çok önemlidir.Aksi taktirde korku, çiftlerin bedenlerini yönetecek, birbirilerinden haz almasını engelleyecek ve o an orada olmasına fırsat vermeyecektir.

Cinselliği daha çok penis-vajina birlikteliğinden oluşan mekanik ,bir ilişki ya da Görev olarak görme yerine, iki insanın bütünleşmesi, yakınlaşması, bir olması ve birbirilerine haz vermesi şeklinde algılanan bir cinsellik çok daha sağlıklı bir cinselliktir. Bireylerin eşini memnun etmek için ilişkiye girmesi, cinselliğin kadınlarda ‘’kadınlık görevi’’, erkeklerde ise ‘’performans aygıtı’’ olarak görülmesi halinde çiftlerin cinsel ilişkiden zevk alması beklenemez. Bundan dolayı çiftlerin kendilerini açıkça ifade edebilmeleri , rahatlıkla cinselliği başlatabilmeleri, eğer cinsellik istemiyorlarsa eşinin isteğini kırmadan reddebilmeleleri gerekir . Burada kişinin reddedilenin, o an kendisi değil, cinsellik olduğunun bilincinde olması oldukça önemlidir.

Son olarak ,sağlığın her alanında olduğu gibi cinsel hayatla ilgili bir sorun çıktığında da çiftler bu sorunu tanımlama ve çözümlemede birbirilerine yardımcı olmalıdır.Ayrıca çiftlerin bir uzmandan yardım almak için aradan uzun yıllar geçmesini beklemeleri bu konuda yapılacak en büyük hatalardan biri olacaktır. Sorun fark edildiğinde hemen çözüm aranmalı,geç kalınmamalıdır.

PSİKOLOG BETÜL ŞENTÜRK

Posted by | Views 37
10. Ay

10. Ay

Neler Yapabilir? Mobilyalara, merdivenlere tırmanır. Ev eşyaları ile oynamayı sever. Kitapları raftan indirir, çekmeceleri boşaltır, çiçekleri devirir, topraklarını saçar, elindekileri tuvalete atar v.s. Kesinlikle tercih ettiği oyuncakları vardır. Giydirirken size yardımcı olur. İlgi ve...
Posted by | Views 27
11. Ay

11. Ay

Neler Yapabilir? Tutunarak ayakta değişik pozisyonları dener, tek ayak üstünde durma, parmak ucuna yükselme gibi. Yere eğilip oyuncağını alıp tekrar doğrulabilir. Ayaktayken düşmeden yumuşakça oturmayı öğrenir. Şekiller ve boyutlarla ilgilenir, büyük küçük farkını keşfeder. Küçük parçayı büyüğün...
Posted by | Views 23

Style “image_large” (Vertical)

Lorem ipsum dolor sit amet, consectetur adipiscing elit. Vivamus non viverra diam. Aenean felis neque, adipiscing facilisis ante semper, mattis porta neque. Vivamus accumsan ligula eu nibh eleifend aliquet. Fusce aliquet sapien sapien, ac tempor nisi molestie vitae. Quisque sit amet eros dignissim, accumsan nulla at, feugiat sapien. Mauris metus diam, semper nec fringilla ac, adipiscing a eros. Praesent vel tempor lorem. Sed ac tellus vitae purus interdum interdum sit amet at urna. Etiam nec interdum ante, id suscipit tortor. Vivamus pulvinar neque et sapien adipiscing molestie. Proin eleifend augue neque, quis tristique augue dapibus ac. Sed hendrerit mi nec tellus aliquam, eu bibendum urna convallis. Donec lacinia elementum nunc, sed condimentum eros dictum ut. Sed pretium lacinia tortor, ac porta sapien congue sed. Morbi quis nisl dolor. Vestibulum a lectus vel orci pulvinar consequat vitae et nibh. Pellentesque lectus urna, varius a ullamcorper quis, suscipit sed nisi. Donec eget euismod justo. Phasellus non lacus et turpis accumsan consequat sit amet ac sem. Maecenas massa neque, luctus sodales sem vel, dictum iaculis libero. Duis dapibus mollis elementum. Pellentesque sit amet mauris posuere, cursus velit bibendum, aliquet elit. Nam viverra cursus vestibulum. Aenean diam orci, fringilla vitae adipiscing blandit, cursus et felis. Curabitur auctor adipiscing risus sed ornare. Aliquam a auctor augue. Nullam nisl lorem, sodales sed odio ac, auctor accumsan libero. Ut convallis fringilla velit. Pellentesque auctor lacus eget neque mollis, in commodo ipsum condimentum. Curabitur ultrices magna quis quam dapibus feugiat et malesuada tellus. Mauris ac congue nulla. Suspendisse porttitor lectus eget tincidunt fermentum. Pellentesque venenatis felis in malesuada faucibus. Nunc facilisis neque non neque pellentesque, ut lacinia nibh tristique. Sed non sagittis augue. Sed aliquam pulvinar imperdiet. Nulla euismod adipiscing faucibus. Suspendisse ut lectus ultricies, accumsan ligula in, aliquet erat. Cras id nibh id lacus faucibus vulputate. Vestibulum in elit nibh. Donec sodales faucibus odio a bibendum. Nunc non magna at neque varius pellentesque. Mauris at fermentum est, in sollicitudin eros. Maecenas arcu ante, iaculis nec magna ut, adipiscing tempus dui. Sed fringilla orci aliquam sapien sollicitudin ultricies sit amet a lacus. Nullam eget lorem a mauris lacinia tincidunt non vitae massa. Quisque tempor interdum massa, at tristique velit blandit quis. Fusce ornare sed enim a pretium. Aliquam pretium vestibulum mattis. Donec eu bibendum sapien. Nunc pretium sem non suscipit venenatis. Nam nec dolor accumsan, iaculis leo eu, aliquam mauris. Cras at arcu sed turpis interdum facilisis a in risus. Cras ut hendrerit quam, eget blandit quam. Integer sodales massa eget faucibus lacinia. Praesent accumsan iaculis nunc sit amet venenatis. Nulla erat eros, vestibulum placerat pretium eget, cursus id odio. Morbi sapien ligula, bibendum in dolor vitae, suscipit interdum eros. Vivamus at congue lacus. Nunc sed libero in mauris dapibus euismod. Donec consequat aliquet mauris a ornare. Maecenas vitae posuere ante. Donec vel pellentesque dolor. Phasellus quis semper dui. Curabitur a adipiscing metus, et imperdiet lorem. In turpis eros, mollis vitae urna non, sollicitudin tristique eros. Lorem ipsum dolor sit amet, consectetur adipiscing elit. Vivamus non viverra diam. Aenean felis neque, adipiscing facilisis ante semper, mattis porta neque. Vivamus accumsan ligula eu nibh eleifend aliquet. Fusce aliquet sapien sapien, ac tempor nisi molestie vitae. Quisque sit amet eros dignissim, accumsan nulla at, feugiat sapien. Mauris metus diam, semper nec fringilla ac, adipiscing a eros. Praesent vel tempor lorem. Sed ac tellus vitae purus interdum interdum sit amet at urna. Etiam nec interdum ante, id suscipit tortor. Vivamus pulvinar neque et sapien adipiscing molestie. Proin eleifend augue neque, quis tristique augue dapibus ac. Sed hendrerit mi nec tellus aliquam, eu bibendum urna convallis.

10. Ay

10. Ay
Neler Yapabilir? Mobilyalara, merdivenlere tırmanır. Ev eşyaları ile oynamayı sever. Kitapları raftan indirir, çekmeceleri boşaltır, çiçekleri devirir, topraklarını saçar, elindekileri tuvalete atar v.s. Kesinlikle tercih ettiği oyuncakları vardır. Giydirirken size yardımcı olur. İlgi ve...
Posted by | Views 27

11. Ay

11. Ay
Neler Yapabilir? Tutunarak ayakta değişik pozisyonları dener, tek ayak üstünde durma, parmak ucuna yükselme gibi. Yere eğilip oyuncağını alıp tekrar doğrulabilir. Ayaktayken düşmeden yumuşakça oturmayı öğrenir. Şekiller ve boyutlarla ilgilenir, büyük küçük farkını keşfeder. Küçük parçayı büyüğün...
Posted by | Views 23

Style “image_medium” (Vertical)

Lorem ipsum dolor sit amet, consectetur adipiscing elit. Vivamus non viverra diam. Aenean felis neque, adipiscing facilisis ante semper, mattis porta neque. Vivamus accumsan ligula eu nibh eleifend aliquet. Fusce aliquet sapien sapien, ac tempor nisi molestie vitae. Quisque sit amet eros dignissim, accumsan nulla at, feugiat sapien. Mauris metus diam, semper nec fringilla ac, adipiscing a eros. Praesent vel tempor lorem. Sed ac tellus vitae purus interdum interdum sit amet at urna. Etiam nec interdum ante, id suscipit tortor. Vivamus pulvinar neque et sapien adipiscing molestie. Proin eleifend augue neque, quis tristique augue dapibus ac. Sed hendrerit mi nec tellus aliquam, eu bibendum urna convallis. Donec lacinia elementum nunc, sed condimentum eros dictum ut. Sed pretium lacinia tortor, ac porta sapien congue sed. Morbi quis nisl dolor. Vestibulum a lectus vel orci pulvinar consequat vitae et nibh. Pellentesque lectus urna, varius a ullamcorper quis, suscipit sed nisi. Donec eget euismod justo. Phasellus non lacus et turpis accumsan consequat sit amet ac sem. Maecenas massa neque, luctus sodales sem vel, dictum iaculis libero. Duis dapibus mollis elementum. Pellentesque sit amet mauris posuere, cursus velit bibendum, aliquet elit. Nam viverra cursus vestibulum. Aenean diam orci, fringilla vitae adipiscing blandit, cursus et felis. Curabitur auctor adipiscing risus sed ornare. Aliquam a auctor augue. Nullam nisl lorem, sodales sed odio ac, auctor accumsan libero. Ut convallis fringilla velit. Pellentesque auctor lacus eget neque mollis, in commodo ipsum condimentum. Curabitur ultrices magna quis quam dapibus feugiat et malesuada tellus. Mauris ac congue nulla. Suspendisse porttitor lectus eget tincidunt fermentum. Pellentesque venenatis felis in malesuada faucibus. Nunc facilisis neque non neque pellentesque, ut lacinia nibh tristique. Sed non sagittis augue. Sed aliquam pulvinar imperdiet. Nulla euismod adipiscing faucibus. Suspendisse ut lectus ultricies, accumsan ligula in, aliquet erat. Cras id nibh id lacus faucibus vulputate. Vestibulum in elit nibh. Donec sodales faucibus odio a bibendum. Nunc non magna at neque varius pellentesque. Mauris at fermentum est, in sollicitudin eros. Maecenas arcu ante, iaculis nec magna ut, adipiscing tempus dui. Sed fringilla orci aliquam sapien sollicitudin ultricies sit amet a lacus. Nullam eget lorem a mauris lacinia tincidunt non vitae massa.

10. Ay

10. Ay
Neler Yapabilir? Mobilyalara, merdivenlere tırmanır. Ev eşyaları ile oynamayı sever. Kitapları raftan indirir, çekmeceleri boşaltır, çiçekleri devirir, topraklarını saçar, elindekileri tuvalete atar v.s. Kesinlikle tercih ettiği oyuncakları vardır. Giydirirken size yardımcı olur. İlgi ve...
Posted by | Views 27

11. Ay

11. Ay
Neler Yapabilir? Tutunarak ayakta değişik pozisyonları dener, tek ayak üstünde durma, parmak ucuna yükselme gibi. Yere eğilip oyuncağını alıp tekrar doğrulabilir. Ayaktayken düşmeden yumuşakça oturmayı öğrenir. Şekiller ve boyutlarla ilgilenir, büyük küçük farkını keşfeder. Küçük parçayı büyüğün...
Posted by | Views 23

Style “image_small” (Vertical)

Lorem ipsum dolor sit amet, consectetur adipiscing elit. Vivamus non viverra diam. Aenean felis neque, adipiscing facilisis ante semper, mattis porta neque. Vivamus accumsan ligula eu nibh eleifend aliquet. Fusce aliquet sapien sapien, ac tempor nisi molestie vitae. Quisque sit amet eros dignissim, accumsan nulla at, feugiat sapien. Mauris metus diam, semper nec fringilla ac, adipiscing a eros. Praesent vel tempor lorem. Sed ac tellus vitae purus interdum interdum sit amet at urna. Etiam nec interdum ante, id suscipit tortor. Vivamus pulvinar neque et sapien adipiscing molestie. Proin eleifend augue neque, quis tristique augue dapibus ac. Sed hendrerit mi nec tellus aliquam, eu bibendum urna convallis. Donec lacinia elementum nunc, sed condimentum eros dictum ut. Sed pretium lacinia tortor, ac porta sapien congue sed. Morbi quis nisl dolor. Vestibulum a lectus vel orci pulvinar consequat vitae et nibh. Pellentesque lectus urna, varius a ullamcorper quis, suscipit sed nisi. Donec eget euismod justo. Phasellus non lacus et turpis accumsan consequat sit amet ac sem. Maecenas massa neque, luctus sodales sem vel, dictum iaculis libero. Duis dapibus mollis elementum. Pellentesque sit amet mauris posuere, cursus velit bibendum, aliquet elit. Nam viverra cursus vestibulum. Aenean diam orci, fringilla vitae adipiscing blandit, cursus et felis. Curabitur auctor adipiscing risus sed ornare. Aliquam a auctor augue. Nullam nisl lorem, sodales sed odio ac, auctor accumsan libero. Ut convallis fringilla velit. Pellentesque auctor lacus eget neque mollis, in commodo ipsum condimentum. Curabitur ultrices magna quis quam dapibus feugiat et malesuada tellus. Mauris ac congue nulla. Suspendisse porttitor lectus eget tincidunt fermentum. Pellentesque venenatis felis in malesuada faucibus. Nunc facilisis neque non neque pellentesque, ut lacinia nibh tristique. Sed non sagittis augue. Sed aliquam pulvinar imperdiet. Nulla euismod adipiscing faucibus. Suspendisse ut lectus ultricies, accumsan ligula in, aliquet erat. Cras id nibh id lacus faucibus vulputate. Vestibulum in elit nibh. Donec sodales faucibus odio a bibendum. Nunc non magna at neque varius pellentesque. Mauris at fermentum est, in sollicitudin eros. Maecenas arcu ante, iaculis nec magna ut, adipiscing tempus dui. Sed fringilla orci aliquam sapien sollicitudin ultricies sit amet a lacus. Nullam eget lorem a mauris lacinia tincidunt non vitae massa.