Doğumda Rahat Hissetmek için Yapılması Gerekenler
  1. Doğum için bir hastane seçin:Doğumdan önce, doğum yapacağınız hastaneyi ziyaret etmek önemlidir. Bu sayede doğuma giderken kaygınız daha az olur. Bilmediğimiz yerler, kaygılarımızı artırabilir. Doğum yapacağınız hastanenin yakın olması sizi daha da rahatlatacaktır.
  2. Doğumla ilgili kurslara gidin:Doğumla ilgili kurslara gitmek bir anlamda prova yapmanızı sağlayacaktır. Böylece eğer doğumu zihninizde büyütmüşseniz, endişelerinizi azaltacaktır.
  3. Eşin doğuma katılmasını sağlayın:Günümüzde birçok hastane bu konuda hassas davranmaktadır. Eşinizle bu konuyu konuşun. Eğer kaygınız çoksa; eşinizin yanınızda olması hem orayı daha az yadırgamanıza engel olur, hem de sizi psikolojik açıdan rahat ve güvende hissettirir.
  4. Doğumla ilgili okuyun:Doğumla ilgili yazılan kitaplar okuyun. Birçok kişi bunu internetten araştırıyor, ancak internette doğru bilgiler olduğu gibi, kirli bilgiler de mevcuttur. Bunu unutmayın. Okumak ve bilgilenmek sizi kaygı ve korkularınızdan uzaklaştıracaktır.
  5. Annenizle kendi doğumunuzu konuşun:Anneler, doğum konusunda deneyimlerinden dolayı rahatlatıcıdırlar. Annenizle kendi doğumunuzu konuşarak bilgi alabilirsiniz. Ayrıca sizinle ilgili bilmediğiniz, mutlu anıları öğrenmek sizi iyi hissettirecektir.
  6. Doktorunuzla doğumla ilgili kaygılarınızı paylaşın:Bazı durumlarda Kadın doğum hekimiyle konuşmak için yeterli zaman olmaz. Buna rağmen zaman yaratın ve kaygılarınızı konuşun. Böylece hekimin sizin kaygı düzeyini anlaması daha kolay olur ve sizi rahatlatacak bilgiyi ondan alabilirsiniz. Doğumdan önce soru işaretlerinizi mutlaka azaltın.
  7. Doğumdan sonra kucağınıza alacağınız çocuğun hayalini kurun:Hamilelik süresince; doğum sonrası çocuğunuzla ilk karşılaşma sahnesinin hayalini kurmak, hem hamileliğin hem de doğumun kolay geçmesini sağlar. İmajinasyon çalışması denilen bu hayal kurma çalışması birçok psikolojik sıkıntıda işe yaramaktadır. Doğumda da kuşkusuz işe yarayacaktır.
  8. Gebelikte yoga ve gevşeme egzersizleri yapın:Hamilelik süresince, eğer imkânınız varsa yoga sizi oldukça rahatlatacaktır. Bunun yanı sıra nefes egzersizleri sıkıntılı durumlarla baş etmenizi kolaylaştıracaktır. Ancak bunlara hamileliğin mümkünse erken dönemlerinde başlamalısınız. Böylece bu egzersizleri uygulamanız, deneyiminizin fazla olmasından dolayı daha kolay olacaktır.
  9. Gebeliğin ve doğumun sağlıklı bir süreç olduğunu unutmayın:Günümüzde bilgi arttıkça ne yazık ki korkular da artmıştır. Oysaki ilk çağdan bu yana kadın, doğurur. Bu kadının doğasında olan bir durumdur. Hatta profesyonel yardım almadan doğurur. Siz de farklı değilsiniz. Bu gerçeği gözden kaçırmayın.
  10. Hamilelik döneminde hekiminizle konuşarak, önerdiği egzersizleri yapın:Egzersiz yapmak; doğumda kaslarınızı daha rahat çalıştırdığı gibi, strese karşı dayanıklılığınızı da artıracaktır. Gebelik süresince hekiminizin önerilerini de dikkate alarak, mutlaka egzersiz yapın. Yürüyüş bile, tek başına vücudumuzda olumlu hissettirecek hormonların salgılanmasını artırır.
  11. Sürekli doğum hikâyeleri dinlemeyin:Eğer hassas bir yapıya sahipseniz, etrafınızdaki kişilerden doğum hikâyeleri dinlemeyin. Çünkü kişiler olumlu hikâyeler anlatabileceği gibi olumsuz hikâyeler de anlatabilir. Bunu daha önceden bilme şansınız olmayabilir. Karşı taraf iyi niyetli olsa dahi, sizin hassasiyetinizden dolayı keyfiniz kaçabilir.
  12. Doğum öncesi güncel yaşantınıza devam edin:Hayatınızın normalini bozmayın. Doktorunuz bir öneride bulunmamışsa, normal yaşantınızı doğuma kadar devam ettirin. Kendinizi aşırı sakınmaya kalkarsanız, doğal bir durum olan doğum; sizin zihninizde giderek daha büyüyecektir. Yaşam alışkanlıklarınızı doğum boyunca devam ettirin. Tabi ki alkol sigara gibi alışkanlıklar hariç.
  13. Doğumdan önce maddi konularda eşinizle konuşun:Doğumdan önce, hem hastane masrafları hem de bir süre çalışmayacağınız için birikimlerinizi eşinizle gerçekçi bir şekilde değerlendirin. Masraflar konusunda hekiminizden ve hastaneden bilgi alın. Doğum sürecinde bir de bunları düşünmek durumunda kalmayın.
  14. Tokofobi (doğum yapma korkusu) varsa, ihmal etmeyin:Tokofobi(doğum yapmaktan korkma) esasen her 9-10 kadından birinde görülebilmektedir. Kişi doğum yapmakla ilgili aşırı kaygı duyar. Tedavi edilebilir bir durumdur. Tedavide psikoterapi ve hipnoz kullanılmaktadır. Böyle bir durumunuz varsa mutlaka bir psikiyatriste/psikoloğa başvurun.
  15. Psikolojik ya da psikiyatrik bir sorununuz varsa, bu durumu kadın doğum hekiminizle paylaşın:Eğer psikiyatrik bir sorununuz varsa ya da daha önce geçirdiğiniz bir rahatsızlığınız varsa hamilelik döneminde mutlaka psikiyatrist psikologdan yardım alın. Doğum öncesi sorun daha fazla artabilir. Riske girmeyin.”

Related posts

Yüksek Faktörlü Güneş Kremiyle Bebeğinize Kimyasal Yüklemeyin

Medipol Pendik Üniversite Hastanesi Başhekimi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Musa Bostancıoğlu, “Bebeğinizi 4 aydan önce denize sokmayın. Genel havuzlarda hastalık ve enfeksiyon riski büyük. Güneş kreminde 30 faktör yeterlidir. Maksimum koruma vadeden 50+ faktörlü ürünlerde daha fazla kimyasal var” dedi.

Medipol Pendik Üniversite Hastanesi Başhekimi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Musa Bostancıoğlu, Kurban Bayramı’nı bebekleriyle deniz ve havuzda geçirmeyi planlayan aileleri uyardı. Deniz suyundaki minerallerin sağlık açısından faydalı olduğunu ancak bazı kurallara uyulmazsa bu durumun bebek cildi için sorun teşkil edebileceğini söyleyen Dr. Musa Bostancıoğlu yaptığı yazılı açıklamada şu bilgileri verdi:

Yazın havaların ısınmasıyla birlikte bebek ve çocukların deniz ve havuzlara nasıl ve ne zaman girecekleri ailelerin en çok sorduğu sorulardan biri.Bebekler; cilt altı yağ dokularının kalınlaşarak vücut ısısını korumaya başladığı, kafasını dik tutabildiği, yaklaşık 7 kiloya ulaştığı 4’üncü aylarından itibaren denize ve evlerindeki özel havuza girebilir. Erken doğmuş prematürelerse düzeltilmiş yaşları 4’üncü aya ulaşıp tartıları da ideal kiloya eriştiğinde suya sokulabilir.

GENEL HAVUZLARDAKİ TEHLİKE

Bebeklerin deniz suyu sıcaklığı ve hijyen koşullarına karşı da çok hassas olduğunu vurgulayan Dr. Musa Bostancıoğlu,“Deniz suyu sıcaklığı 26-30 derece aralığında, hava sıcaklığıda bundan en az 3 derece yüksekse, rüzgar yok ve deniz temizse bebekler suya sokulabilir. Bebek için genel yüzme havuzları uygun değildir, ishal, orta kulak iltihabı, mantar ve benzeri cilt sorunları, bulaşıcı hepatit, özellikle kız bebekler için idrar yolu enfeksiyonu oluşma riski vardır. Evde özel aile havuzu varsa, iyi dezenfekte edilip, iyi ısıtılmak koşuluyla bebekler havuza girebilir. Ancak unutulmamalıdır ki; temiz bir denize sokmak havuza nazaran daha doğru bir tercihtir. Havuzlarda sterilizasyon için kullanılan ozon veya klor gibi kimyasallar bebeğin cildinde hassasiyet oluşturuyorsa bebek, havuza sokulmamalıdır” diye konuştu.

SUDA KALMA SÜRESİ YARIM SAATİ GEÇMESİN

Su kaybının bebek sağlığı açısından büyük bir sorun olduğunu vurgulayan Dr. Musa Bostancıoğlu, bu konuda ailelere şu bilgileri verdi:

Çok sıcak ve güneşli havalarda saat 11.00-15.00 arası bebek denize sokulmamalıdır. İlla girilecekse de bebeğin başına boynu ve enseyi de örten siperlikli bir şapka takılmalı, başı ıslatılmalı ve omuz-yüz gibi açıkta kalan bölgelerine güneş koruyucu krem sürülmelidir. Riskli saatlerde 5-10 dakikadan fazla güneş altında kalınmamalıdır. Aşırı sıcakta su kaybını önlemek için bebek ve çocuklara yeteri kadar su ve sıvı gıda verilmelidir. Bebekler her defasında suda en fazla 30 dakika tutulmalıdır, zira güneş altında su kaybına maruz kalır ve vücut sıcaklıklarını uzun süre koruyamazlar.

SUDAN KORKMASI NORMAL, ZORLAMAYIN

Çocukların ilk dönemlerde sudan korkabileceğini söyleyen Dr. Musa Bostancıoğlu bu konuda ailelerin çocuğu zorlamaması gerektiğini ifade etti. Dr. Bostancıoğlu, çocuklara suda vakit geçirmeyi cazibeli hale getirecek önerileri ise şöyle sıraladı:

Çocuğunuz suyu sevmiyorsa; oyunla ve oyuncaklarla suda vakit geçirmeyi cazip hale getirin. Suya girdiği andan itibaren suyu sevmediyse veya korkuyorsa; zorlamayın, başka bir zaman tekrar deneyin.

POLYESTER KARIŞIMLI MAYO EGZAMA NEDENİ

Bebek ve çocukları güneşin zararlı ışınlarına karşı koruduğu iddiasıyla satılan polyester ve naylon cinsi mayo, body, tişört gibi giysiler hakkında da uyaran Bostancıoğlu, “Vücudunun üst kısmı giyinik olmalı ve bu giysi suda dahi çıkarılmamalıdır. Bu giysi saf pamuktan yapılmış ince ama güneşi içeri geçirmeyecek kadarda sıkı dokunmuş bir elbise olmalıdır. Cildin sağlıklı nefes almasını engelleyen, terleten hatta egzamaya bile yol açabilen naylon ve polyester karışımlı kıyafetler giydirilmemelidir. Çocuklar için üretilen UV filtreli mayolar kullanılabilir.Yüzü, gözü, boynu ve enseyi güneşten koruyacak genişlikte siperlikli şapka takılmalıdır. Çocuklar da güneş gözlüğü takabilir ama gözlüğü taşıyabilecekleri olgunlukta ve bunun sorumluluğunu alabilecekleri bir yaşta olmaları gerekli. İşportadan gözlük almayın,UV ışınlarına karşı % 99 korumalı gözlükleri tercih edin’’ bilgisini verdi.

30 FAKTÖRLÜ GÜNEŞ KREMİ YETERLİ

Dr. Musa Bostancıoğlu güneş kremleri ve yüksek koruma faktörü konularına da açıklık getirdi.

50 faktörlü güneş koruyucu kullanmanız gerekmez. 30 faktörlü güneş kremi yeterlidir, zira 30 faktörlünün koruyuculuğu yüzde 95 iken 50 faktörlünün koruyuculuğu ise yüzde 97’dir. Sadece yüzde 2 fazla koruma için daha kimyasal maddeyi çocuğa sürmenize gerek yok.Güneş koruyucunun etiketini okuyun; ‘’paraben free” -”parabensiz” ifadesi olanı tercih edin.Oxybenzone, Avobenzone, Diethylamino Hexyl Benzoate gibi kimyasal filtreli güneş koruyucular uzun vadede hormonal yan etkiler gösterebileceği için tercih edilmemeli.Çinko oksit/titanyum dioksit gibi mineral bazlı fiziksel koruyucular içeren sürüldükten sonra vücutta beyaz bir tabaka bırakan,nano partikül içermeyen güneş kremleri kullanılmalı, bu kremler suya her girdiğinde tekrar sürülmeli, yüzme, duş,terleme,havluyla kurulanma sonrası yenilenmelidir..Alerji yapmayan, parfümsüz,kokusuz olan suya dayanıklı, en az 15 en çok 30 SPF koruma faktörlü krem, losyon ya da sprey formunda bir güneş yağı tercih edilebilir.Hem UVA hem de UVB ışınlarından koruyan geniş spektrumlu bir güneş yağı olmalıdır. Bir önceki yıldan kalan güneş kremleri kullanılmamalıdır.

Güneş koruyucular ilk olarak; dışarıya çıkmadan en az 15 dakika önce sürülmeli denize veya havuza girildikten sonra 2 saatte bir tekrarlanmalıdır. Hava bulutlu dahi olsa, güneş yağı kullanmalıdır. Çünkü bulutlar cilde zararlı olan UV ışınlarını, engelleyemez. Yeterince bilimsel çalışma olmadığından 6 ayın altındaki bebeklerde güneş yağı kullanımı önerilmemekle birlikte; güneşe çıkılmışsa, sadece kıyafetten arta kalan bölgelere güneş koruyucu ince bir tabaka halinde sürülebilir. Eğer bebek güneş yanığı olduysa, etkilenen bölgelere soğuk kompres yapılabilir, güneş sonrası kremleri sürülebilir.

SİMİT TEK BAŞINA YETMEZ, CAN YELEĞİ GİYDİRİN

Çocuk ve bebekleri suda bekleyen en büyük tehlikenin boğulma olduğunun altını çizen Bostancığlu, “6 aydan küçük bebekler refleks olarak nefeslerini suyun altında tutabilirler, yani su yutmazlar. Altıncı aydan sonra bu yeteneklerini, kaybederler,kolayca boğulabilirler. Can simitleri, kolluklar, deniz yatakları veya diğer yüzmeye yardımcı cihazlar aileler için yalancı bir güvenlik duygusu oluştururlar. Ancak çocuğun simitten veya yataktan kayması anlık bir olaydır. Bebekler ve çocuklara suyun içindeyken de etrafında oynarken de suya düşme riskine karşı can yeleği giydirilmeli ancak bu önlemlerle birlikte anne ve babalar gözünü sudaki çocuğundan ayırmamalıdır.

PLAJDA KORONAVİRÜS KURALLARI

Dr. Musa Bostancıoğlu tüm dünyayı etkisi altına alan Covid-19 pandemisi kurallarını da hatırlatarak sözlerini şöyle tamamladı: Karada geçerli olan kurallar suda da geçerlidir.Su yutmakla veya sudan deriye bulaşmayla koronavirusun geçmediği görüldü.Hijyene her zamankinden daha çok dikkat edilmeli. Sudan çıkınca duş aldırılmalı,eller alkol bazlı sprey veya sabunlu su ile sık sık temizlenmelidir zira cilde bulaşmış virüsün elle ağız,burun ve göze dokunulduğunda vücuda girme riski her zaman vardır.Islanan maskenin koruyuculuğu kalmayacağından suda takmak gereksizdir ancak havuz veya denizde de sosyal mesafe kuralına kesinlikle uyulmalıdır.

Uzm. Dr. Musa BOSTANCIOĞLU
Medipol Pendik Üniversite Hastanesi Baş Hekimi
Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı

Posted
Bebeklerde Büyüme Atakları

Bebeklerde Büyüme Atakları

Anne karnındaki bebek sıcak, güvenli, steril ama monoton bir ortamdan rengarenk cıvıl cıvıl bir dünyaya doğacaktır ancak doğum süreci başladığında strese girer zira daha önce deneyimlemediği şeyleri yaşamaya,ortamını değiştirmeye rutinine veda etmeye başlamıştır. Bebek doğumundan itibaren de belirli haftalarda yoğun büyüme ve gelişme dönemleri yaşar. Bu haftalarda bebekler normalden daha huysuz olabilir, daha fazla ağlayabilir, uyku problemleri yaşayabilir, iştahsız ama tam tersi bazen daha iştahlı olabilir. Bunun en önemli nedeni, bebeğin büyüyor olmasıdır.Bebekler belli aylarda büyüme atağı yaşarlar. Bu şu demektir: çevrenin farkına varırlar, ihtiyaçları değişir, beslenme ve güven ihtiyaçlarına yenileri eklenir. Bu ihtiyaçlar: renkleri keşfetmek, hareket eden nesneleri ayırt etmek, insan mimiklerini anlamlandırmak ve kendi bedeninin sınırlarını keşfetmesi olarak sıralanabilir. Çevrenin farkına varan bebek, bu çevreye katılmak ister; bu, gelişimi açısından çok olumlu bir şeydir. İşin en güzel yanı, bu büyüme atakları geçtiğinde arkasında çok tatlı yeni beceriler bırakır. Gülmek,oyuncağına vurarak çıkardığı sesi dinlemek,alkış yapmayı öğrenmek,ebeveynini tanıyıp izlemek, yüzüstü dönebilmek, oturmak,emeklemek yürümeye başlamak gibi.Bebeğin çevredeki uyaranlara ilgisinin artması, beslenmeye vakit ayırmak istememesine ve beslenmeyi reddetmesine neden olabilir. Annelerin bu dönemlerde bebeklerini iyi gözlemleyip, onların ihtiyaçlarını ve isteklerini doğru tekniklerle sabırla karşılamaları son derece önemlidir. Bu ona bol bol sarılarak tensel teması artırıp güvende olduğunu hissettirmekle daha fazla uykuyla, daha fazla kucakla, daha fazla emzirme ve beslemeyle olabilir.

Büyüme atağı beklenen haftalar bebekten bebeğe küçük oynamalar olmakla birlikte;  5.hafta 8.hafta 12.hafta  19.hafta  26.hafta 36.hafta 42.hafta 55.hafta,64 ve 76.haftalardır.2 yaşa kadar toplamda 10 büyüme atağı gösterip en son 2.yaş sendromunu yaşarlar.

Bebeklerde büyüme atakları 2-4 gün arasında sürer. Bebek büyüdükçe atak süreleri bir haftaya kadar uzayabilir.

Bebekler bu dönemlerde motor ve zihinsel gelişimlerinin yanı sıra sosyal gelişim anlamında da ciddi ilerlemeler gösterirler bebeğin sinir sisteminin olgunlaşması, beyninin süratle gelişmesi ve bunlara bağlı olarak duygularının çeşitlenmesi her büyüme atağı sonrasında onun dünyaya daha fazla adapte olmasını sağlıyor.

Büyüme atağından farklı olarak 3. hafta ile 3 ay arasında gaz sancıları olabilir üç saatten uzun süren, haftada en az üç kez yineleyen nedeni bilinmeyen ağlamalara ‘ Kolik ‘ denir. Bu ağlamalar, genellikle günün belli saatlerinde özellikle de akşamları olmaktadır kucağa alıp sallamakla, saç kurutma makinası veya elektrik süpürgesinin çıkardığı gibi şşşıııııttt tarzı sesleri dinletmekle geçer.2-4 ay arasında tükrük bezleri gelişirken damaklarda kaşınma, salya akması gibi belirtiler görülür.6-7. Ayda diş çıkarırken 38 dereceye kadar hafif ateş,salya akması,ishal olmaksızın hafif kakada yumuşama ve huzursuzluk görülebilir. Ancak ateş, ishal,kusma halsizlik,kendini salma gibi semptomlar kesinlikle büyüme atağı kaynaklı değildir bu bulgular varsa doktora götürülmelidir.Komşu ,akraba eş dost tavsiyesiyle bebeğe doktorun önermediği herhangi bir ilaç verilmemelidir.

Çok huzursuz olduğunda, uyumakta zorlandığında ılık bir banyo ve sonrasında masajla rahatlatabilir. Bu dönemlerde bebek sık sık emmek hatta sürekli memede kalmak istediğinden anneler sütünün yetmediğinden korkar. Büyüyen bebeğin anne sütü ihtiyacı da artmıştır ve bebeğin daha sık emzirilmesiyle bu ihtiyaca karşılık verilmiş olur hemen mamaya başlanmamalıdır.

Büyüme atağı veya başka bir huysuzluk döneminde sünnet,uyku eğitimi,tuvalet eğitimi,ek gıdaya başlama gibi radikal değişimler yapılmamalıdır zira bebek zaten kendini rahatsız eden bir dönüşüm sürecindedir rutinlerinin değişimi atak yaşatmaktadır birde bunun üstüne başka rutin değişimleri eklenmemelidir.

 Uzm. Dr. Musa BOSTANCIOĞLU
Medipol Pendik Üniversite Hastanesi Baş Hekimi
Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı

Posted
Çocuklarda Yaz İshalleri

Çocuklarda Yaz İshalleri

Medipol Üniversitesi Pendik Hastanesi Başhekimi ve Çocuk Sağılığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Musa Bostancıoğlu yaz aylarında artan ishallerin günlük hayatı sekteye uğratacak derecede rahatsızlık verebileceğini ancak iki haftayı geçen uzun süreli ishalin ise çöliak,kistik fibroz,chron ülseratif kolit gibi doğumsal barsak hastalıklarının habercisi olabileceğini bildirdi. ‘’Uzamış ishale neden olan dizanteri ve daha ciddi paraziter hastalıklar tedavi edilmezse beyin iltihabına, karaciğer kistine varıncaya kadar bir çok tehlikeli hastalığın öncüsü olabilirler’’diyerek uyarıda bulundu.

Çocuk Sağılığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Musa Bostancıoğlu, mikrobik ya da mikrobik olmayan birçok nedenle ortaya çıkabilen ishalin çocuk ölüm nedenleri arasında dördüncü sırada yer aldığını belirtti.
İshalin en sık nedeninin besin zehirlenmesi olduğunu kaydeden Dr. Bostancıoğlu, “Dışkılamanın günde 6 ila 8 defadan fazla sayıda ve sulu olmasının risk taşıdığını bu durumda hastanın en yakın bir sağılık kuruluşuna başvurması gerektiğini” söyledi.
Dr. Bostancıoğlu ‘’bebek ve çocuklar kusma ve ishalle aşırı su kaybederek erişkine göre daha hızlı şekilde böbrek ve kalp yetmezliğine girebilirler” diyerek ishale kayıtsız kalınmaması gerektiğinin altını çizdi..

Mikropların çoğu besinlerle bulaşıyor

Çocuk Sağılığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Musa Bostancıoğlu, “Herhangi bir mikroorganizmanın bağırsak mukozasında yaptığı tahribat sonucu ortaya çıkan ishal durumuna akut infeksiyoz ishal denir. Mikrop bulaşmış suların içilmesi besinlerin yenmesi veya direnci azalmış hastada vücudun kendi bakterilerinin hastalık yapar hale gelmesiyle ishal oluşmaktadır. Mikropların çoğu iyi klorlanmış suda ölmektedir ancak Rota virüsü gibi klora dirençli bazı mikroplar da vardır. Kanalizasyon karışmış suların bilmeden kullanılması, kapalı şehir suyu şebekesi dışından edinilmiş kuyu sularının içilmesi sonucunda da ishal gelişebilmektedir” ifadelerini kullandı.

Açıkta bırakılan gıdalar zehirliyor

Tarihi geçmiş ya da açıkta fazla bekletilen tavuk eti, yumurta,et ve diğer hayvansal gıdaların ishale ve zehirlenmeye neden olduğunu kaydeden Dr. Bostancıoğlu, ” mikrop bulaşmış sucuk, pastırma, salam, konserve, et suyu ve soslar, pilav, makarna ve süt tozu,krema,mayonez,dondurma gibi gıdaların yenmesi, süt, çiğ veya az pişmiş deniz ürünlerinin tüketilmesi de ishale neden olur.Kanalizasyon bulaşmış suyla yıkanan sebze ve meyvelerin yenmesi de ishal sebebi olabilir” ifadelerini kullandı.

İshalken az ve sık beslenilmeli

Dr. Bostancıoğlu, “Hastanın klinik tablosu belirlendikten sonra ve gerekli ise acil girişimlerde bulunulduktan sonra laboratuar tanıya geçilmelidir. İshal tanısında en basitinden en karmaşığına kadar pek çok yöntem sırayla kullanılmalı. Bu süreçte hasta ishalin süresi,sayısı,gıdalarla ilişkisi,sancılı olup olmadığı yönünden sorgulanmalı..Gaytanın görünümü,şekli,rengi,kokusu,kanlı ve mukuslu olup olmadığı hasta yakınından öğrenilerek laboratuarda gayta (dışkı) mikroskopisine de bakılmalı. Tedaviye dirençli uzamış ishallerde ileri düzey tetkikler mutlaka yapılmalı’’ dedi.

Çoğu ishal olgusunda, tedavi kaybedilen sıvı ve minerallerin en kısa sürede yerine konması yeterli olur. Bu amaçla, aşırı sıvı kaybı olan ağızdan beslenemeyenlere hastanede damar yolundan serumla sıvı verilmeli. Kusması olmayan çok sıvı kaybı olmayana ağızdan sıvı yiyecekler ve su verilmeli. Ancak az az ve sık sık beslenilmeli bulantı uyarılmamalıdır” şeklinde konuştu.

İshali kesmek için içilen kola ve kahve şehir efsanesi

İshali olan hastalara kola, kahve içirilmesinin tamamen bir şehir efsanesi olduğunun altını çizen Dr. Bostancıoğlu, “Tedaviyle birlikte hasta kişi yiyecek olarak yoğurt, ayran, muz, yayla çorbası, patates havuç, gibi gıdalarla beslenmeli. Aşırı yağlı olmamak kaydıyla makarna pilav yiyebilir. Ayran, sade soda, şeftali ve elma suyu içebilir. Sadece erik, kayısı, karpuz, kavun, kiraz, armut, mısır,kuruyemişler,bakliyatlar, kızartmalar gibi bağırsak çalışmasını hızlandıran yiyecekler kesilmelidir” dedi.Barsakta bozulan mikrobik dengeyi yeniden oluşturmak için probiyotikler kullanılabilir,1 haftayı geçmiş ishallerde yıpranmış barsak dokusunun daha hızlı iyileşmesi için çinko şurupları doktor önerisiyle verilebilir.Antibiyotikler ise gayta tahlili yapılmadan ve doktor yazmadan kesinlikle kullanılmamalıdır.
Dr. Bostancıoğlu, “Hasta bebek emiyorsa, emzirmeye devam etmeli, katiyen emzirmeyi kesmemelidir. Dışkı ile atıyor diye su ve sulu gıdalar vermekten vazgeçilmemelidir. İshalden korunmak için yapılması gereken en önemli şey ise hijyenik olmaktır” ifadelerini kullandı..

Uzm. Dr. Musa BOSTANCIOĞLU
Medipol Pendik Üniversite Hastanesi Baş Hekimi
Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı

Posted
Koronavirüsten bile Ölümcül Hastalıkları Aşı ile Önleyin!

Koronavirüsten bile Ölümcül Hastalıkları Aşı ile Önleyin!

Dünya Aşı Haftası nedeniyle Medipol Pendik Üniversite Hastanesi Baş Hekimi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr.Musa Bostancıoğlu çok önemli açıklamalar yaptı. Dr. Musa Bostancıoğlu “Aşısı yapılageldiği için görülmediğinden unutulan difteri, boğmaca, tetanoz, kızamık, kabakulak, zatürre ve menenjit gibi hastalıklar, Covid-19’dan bile daha tehlikeli ve ölümcüldürler. Aşısı olmayan bir hastalığın dünyaya yayılarak salgın yapabildiğine ve aşıların ne kadar önemli olduğuna Koronavirüs pandemisinde bir kez daha şahit olduk. Aşı ebeveynlerin sorumluluğu, çocukların ise hakkıdır” dedi.

Aşı ile her yıl 10 milyon hayat kurtuluyor

Aşılar sayesinde dünyada her yıl yaklaşık 10 milyon insanın ölümden kurtarıldığını hatırlatan Bostancıoğlu, “Hastanelerde veya Aile Sağlığı Merkezlerinde (Sağlık Ocaklarında) önceden sınırlı sayıda randevu verilerek yığılmalar önlenip sosyal mesafeyi koruyarak hastaların bulunduğu yerlerden farklı odalarda hijyen ve sterilite kuralları çerçevesinde bebeklerinizi güvenle aşılatabilirsiniz” bilgisini verdi.

Bulaşıcı hastalıkların topluma yayılmasını önlemek ve kitlesel bağışıklık kazandırmak adına ebeveynleri aşıya teşvik eden Bostancıoğlu, “Toplumda aşılı bireylerin sayısı arttıkça, aşılanmamış kişilerin hastalık etkeni ile karşılaşma ihtimali ve hastalığın o toplumda görülme sıklığı azalır. Aşılardan beklenen yararın ortaya çıkabilmesi ve bu sayede toplumun bulaşıcı hastalıklardan korunması için aşılanma oranlarının istenilen düzeye çıkarılabilmesi gerekir. Hedef yaş grubunda aşılanma oranı yüzde 95’in üzerine çıkar ve bu düzey sürdürülürse toplumsal bağışıklık sağlanmış olur. Toplumsal bağışıklık sağlanan bir ülkede o bulaşıcı hastalık salgın oluşturamaz, zamanla yok olur. Aşı tüm dünyada düzenli uygulanırsa kıtadan kıtaya geçip pandemiler de yapamaz” değerlendirmelerinde bulundu.

Her ilaçta olduğu gibi aşılarda da bazı yan etkilerin ve riskli durumların söz konusu olduğunu aktaran Bostancıoğlu, “Ancak tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de, aşıların olası yan etkileri özenle izlenilmekte, kayıtları tutulmakta, aşıya bağlı gerçek yan etkiler ile rastlantısal olumsuzlukların yakından takibi yapılmaktadır” açıklamalarını yaptı.

                                                                                                                                                                                                                                                                                                   Uzm. Dr. Musa BOSTANCIOĞLU
Medipol Pendik Üniversite Hastanesi Baş Hekimi
Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı

Posted

Yorum Yaz