Cinsellikten Neden Korkuyoruz?

‘’Cinsel eylem insanlara ne kötülük etti ki kimse utanmadan söz edemiyor ondan?Ciddi ve edepli konuşmalarda yer verilmiyor ona?Hiç sıkılmadan öldürmek ,çalmak ,aldatmak diyebiliyoruz da ona geldi mi kısıveriyoruz sesimizi.Neden acaba?

Yoksa onun sözünü ağzımızda ne kadar az harcarsak düşüncesini kafamızda o kadar büyütmeye hak mı kazanıyoruz?’’ (Montaigne)

Evliliğin temel yapı taşlarından biri cinselliktir. Mutlu ve sağlıklı bir cinsel yaşam, aile mutluluğun da önemli bir unsurudur . Sağlıklı bir cinsel ilişkiyi, iki bedenin biyolojik ve cinsel olgunluk süreleri içinde, cinsel organlarını kullanarak beraber haz alıp verebildikleri, rahatlayıp gevşeyebildikleri sadece bedenlerini değil, ruhlarını da bütünleştirebildikleri bir etkinlik olarak tarif edebiliriz. Eşlerin toplumsal hayatta daha verimli ve olumlu davranışlar sergilemelerinde doyuma ulaşmış bir cinsellik önemli bir yer tutar. Ancak çocukluk çağından itibaren cinselliği ‘’yasak,kötü,ayıp’’ olarak karşılanan, tabu olarak görülen, kulaktan dolma bilgilerle yanlış ve yetersiz bir şekilde öğrenmiş bireyler için cinsellik, merak edip sormaya çekindikleri, üzerinde az konuşup yalan -yanlış bilgiler ile kafalarında çok büyüttükleri bir sorun haline gelebiliyor.

Peki bireyleri cinsellikten korkutan başlıca etkenler nelerdir?

1)BİLGİSİZLİK

2-ABARTMA

3-BEDEN ALGISI

4-GÖREV OLARAK GÖRME

Sağlıklı bir cinsel ilişki yaşayamamanın önündeki en büyük engellerden biri Bilgisizliktir. Çiftlerin birbirilerinin bedenlerini, nasıl uyarıldıklarını, erojen bölgelerini tanımaları oldukça önemli bir konudur. Kadınlar, cinsel uyarılma safhasında ortam, ruhsal durum ve partnerin davranışları gibi bir çok faktörden erkeğe göre daha fazla etkilenebilir. Ayrıca bir erkeğin ilişkiye hazır hale gelebilmesi için 2 veya 3 dakika yeterliyken, kadın için bu süre daha uzundur. Özellikle de klitoris, kadın cinsel uyarılmasında özel bir öneme sahiptir. Klitorisin uyarılması, cinsel uyarılmanın tamamlanması ve orgazm için gereklidir. Yetersiz uyarılması, cinsel uyarılma ve orgazm ihtimalini azaltır.

Cinselliğin anlamı da kadın ve erkek için birbirinden farklıdır. Kadınlar cinselliği sevgi, şevkat ve arzunun içinde bulunduğu bir bütün olarak yaşarken erkekler, daha çok haz odaklı o ana yönelik bir arzu şeklinde yaşar.

Bununla birlikte çiftlerin sahip olduğu ’’Cinsel ilişkiyi erkek başlatmalı, ’Erkek cinsel ilişkiyi her zaman ister, hep hazırdır’ ‘İlk ilişki kadın için acı vericidir .’’  ‘’İlk ilişkide kadın kanamazsa bakire değildir ‘’ gibi yanlış bilgiler de cinselliği  bireylerin üstünde ağır bür yük haline getirir. Bu yükün üstüne bir de bireylerin cinsel ilişkide kendi bedenleriyle ile ilgili olumsuz düşünceleri de eklenince cinsel yaşam sekteye uğramaktadır. Cinsellikte kişilerin BEDEN ALGISI önemli bir yer tutar. Çiftlerin cinsel yaşamda, ’’Acaba beni beğenecek mi’’, ya da ‘’Eşimi tatmin edebilecek miyim’’ gibi düşünceleri kendi beden duyumlarından uzaklaşmasına sebebiyet vermekte ve cinselliği bir başarı ya da başarısızlık hikayesine çevirmektedir. Oysa ki cinselliği bir yarış-performans gibi görmektense, çiftlerin zihinlerindeki düşünceleri yatak odasının dışında bırakarak, ana odaklanarak, birlikte haz alıp verebildikleri keyifli bir şekilde yaşamaları sağlıklı olacaktır. Unutulmamalıdır ki, bu tarz düşünceler odadaki 3.bir kişi gibidir. Kişiyi rahatsız eder, dikkatini dağıtır.

Bir diğer nokta ise, çiftlerin cinselliği yemek, içmek, dinlenmek gibi normal bir ihtiyaç olarak görmek yerine Abartması’dır. Cinsellikle ilgili çevreden duyulan aslı olmayan abartılı söylemler de çiftleri korkutmaktadır. Halk arasında bilinen çiftlerde cinsel birleşme esnasında kasılma olup çiftin kenetleneceği söylentisi bunlardan birisidir. Öncelikle birleşme esnasında kişilerin durması halinde penis sertliğinin kaybolmasından dolayı böyle bir durumun fiziksel olarak mümkün olmadığını ifade etmemiz gerekir. Bununla birlikte ‘’Canım çok yanacak’’ ‘’Çok fazla kanamam olacak’’ gibi abartılı yanlış inanışlardan kaynaklı hissedilen korku cinsel birleşme esnasında bedende bir tehdit algısı oluşturup, istemsiz kasılmalara sebebiyet verebilmektedir.

Bu ve bunun gibi doğru bilinen yanlışlardan dolayı cinselliği abartarak ve korkarak yaşayan bireyler ise cinsel yönden mutlu olabilmek için gerekli rahatlığı kendilerinde bulamadıklarından dolayı hem eşini mutlu edemez hem de kendileri mutsuz olurlar. Çiftlerin böyle bir durumda birbirileriyle korkularını paylaşmaları ve birbirilerine anlayış göstermeleri çok önemlidir.Aksi taktirde korku, çiftlerin bedenlerini yönetecek, birbirilerinden haz almasını engelleyecek ve o an orada olmasına fırsat vermeyecektir.

Cinselliği daha çok penis-vajina birlikteliğinden oluşan mekanik ,bir ilişki ya da Görev olarak görme yerine, iki insanın bütünleşmesi, yakınlaşması, bir olması ve birbirilerine haz vermesi şeklinde algılanan bir cinsellik çok daha sağlıklı bir cinselliktir. Bireylerin eşini memnun etmek için ilişkiye girmesi, cinselliğin kadınlarda ‘’kadınlık görevi’’, erkeklerde ise ‘’performans aygıtı’’ olarak görülmesi halinde çiftlerin cinsel ilişkiden zevk alması beklenemez. Bundan dolayı çiftlerin kendilerini açıkça ifade edebilmeleri , rahatlıkla cinselliği başlatabilmeleri, eğer cinsellik istemiyorlarsa eşinin isteğini kırmadan reddebilmeleleri gerekir . Burada kişinin reddedilenin, o an kendisi değil, cinsellik olduğunun bilincinde olması oldukça önemlidir.

Son olarak ,sağlığın her alanında olduğu gibi cinsel hayatla ilgili bir sorun çıktığında da çiftler bu sorunu tanımlama ve çözümlemede birbirilerine yardımcı olmalıdır.Ayrıca çiftlerin bir uzmandan yardım almak için aradan uzun yıllar geçmesini beklemeleri bu konuda yapılacak en büyük hatalardan biri olacaktır. Sorun fark edildiğinde hemen çözüm aranmalı,geç kalınmamalıdır.

PSİKOLOG BETÜL ŞENTÜRK