Yardımla Üreme Teknikleri

Tedaviye önce basit ve kolay uygulanabilen, hastayı yormayan ve ucuz yöntemler kullanılarak başlanır. Saptanabilen nedene yönelik tedavi yöntemleri kullanılır. Cerrahi düzeltmeler gereken hastalıklar varsa bunlara gerekli müdahale yapılır. Bunlarla sonuç alınamazsa üremeye yardımcı yöntemlerin kullanılması gerekir. Genel olarak uygulanan üç yöntem vardır: rahim içine aşılama, klasik tüp bebek (IVF-ET), mikro enjeksiyonlu tüp bebek (spermin yumurtaya mikroenjeksiyonu / ICSI).

Rahim İçine Aşılama
Öncelikle kadının yumurta gelişimi takip edilir. Yumurtlama sorunu olmayanlarda yumurtanın çatladığı gün tespit edilir. Erkekten alınıp hazırlanan meniyle birlikte spermler, şırınga ucuna takılmış bir kılcal plastik boru yardımıyla rahim içerisine bırakılır.

Yumurtlama sorunu olan kadınlarda ise önce yumurta gelişimini uyarıcı ilaçlar kullanılır. Sonra yumurtanın olgunlaştığı gün yumurtalıktan atılması için çatlatma ilacı uygulanır. Sperm rahme bu ilaçtan 24-40 saat sonra şırınga edilir.

Her uygulamada başarı oranı %16-18’dir. En fazla 6 kez denenir. Gebelik sağlanamadığı takdirde diğer yöntemlere geçilir. Hastanede yatmaya gerek yoktur. 1-2 saat içerisinde işlem tamamlanır.

Klasik Tüp Bebek (IVF–ET)
Bu yöntemde öncelikle kadına yüksek dozda yumurtlamayı uyarıcı ilaçlar uygulanır. Daha sonra uygun gün geldiğinde, ameliyathanede anestezi altında özel bir iğne ile yumurtalıklardan yumurta toplanır. Aynı gün erkekten sperm alınır. Hazırlanan sperm ile toplanan bu yumurtalar özel donanımlı tüp bebek laboratuvarında özel sıvıyla doldurulmuş bir kutuda, bir gün bir arada bırakılır. Bu süre içerisinde spermin kendi gücüyle yumurtanın içine girmesi ve embriyo oluşması beklenir. Sperm ile yumurta birleşirse oluşan embriyolar, ameliyathanede özel plastik kılcal bir boru ile kadının rahmi içerisine nakledilir. Bu işleme embriyo transferi denir. Çok sayıda embriyo oluşmuş olsa da en fazla iki embriyo nakli yapılır. Aksi takdirde üçüz veya dördüz ya da daha fazla gebeliğin gerçekleşme ihtimali yükselir. Çoğul gebelikler, hem anne sağlığı açısından hem de bebekler açısından riskli gebeliklerdir. Ortalama başarı oranı %25-30 civarındadır. Oldukça pahalı bir yöntemdir.

Spermin Yumurtaya Mikroenjeksiyonu (ICSI)
Menide tek bir hücre bile bulunsa gebelik şansı yakalanabilir. Hatta menide hiç hücrenin çıkmadığı azospermi denen durumda bile testislerden ameliyatla alınan hücreler (TESE vb. yöntemler) bu yöntemle kullanılabilir.

Önce kadından genel anestezi ile yumurta toplanır. Erkekten de kısmi uyuşturma ile testislerden sperm alınır. Her iki işlem de yaklaşık yarım saat sürer.

Toplanan yumurtaların içerisine sperm, çok ince iğneler kullanılarak mikroskop altında enjekte edilir. İki gün sonra oluşan embriyolar değerlendirilerek kadına transfer edilir. En fazla iki embriyo nakledilir. Hastaların %70-80’inde embriyo oluşur. Fakat sadece %30-50’sinde gebelik devam eder ve sağlıklı bebekler dünyaya gelir. Mikroenjeksiyon yönteminin uygulanmasında hastaneye yatmaya gerek yoktur. Kişi ertesi gün günlük olağan aktivitelerine başlayabilir.

 

 

Çocuk Sahibi Olamama
Evliliğin temel amaçlarından biri de çocuk sahibi olma ve neslin sağlıklı devamıdır. Çocuk sahibi olmak eşler arasındaki bağı kuvvetlendirir. Eşlerin yaşama bağlılığını ve yaşama sevincini arttırır. Fakat bununla birlikte evliliğin ve mutluluğun tek aracı çocuk sahibi olmak değildir. Bu yaklaşım, insanın hayatındaki gayesini, evlilikle beraber iki insan arasında kurulan hayat arkadaşlığını basite indirgemek olur.

Anne baba olmak arzusu tabii bir arzudur. Çocuk sahibi olamamanın oluşturduğu duygu durumunu, çocukları olanların anlamaları kolay değildir. Çocuk sahibi olabilmek için yapılan maddi ve manevi fedakârlıklar düşünülürse bu arzunun derecesi kısmen anlaşılabilir. Fakat sağlıkla ilgili her sistemde olduğu gibi üreme sisteminde de bozukluklar, hastalıklar ya da aksamalar olabilir. Hatta insan, çözümü mümkün olmayan sorunlarla da karşılaşabilir. Çiftlerin çocuk sahibi olması ya çok gecikir ya da mümkün olamayabilir.

Çocuk sahibi olma yolunda günün şartlarının ve ulaşılan imkânların ışığında çareler aranabilir. Fakat çare ararken ahlaki ve etik değerler korunarak tedaviler uygulanmalıdır. Aksi hâlde dünyaya getirilen çocuk, “Ben kimim, kimin çocuğuyum ve kimin kardeşiyim?” gibi sorularına cevap bulamaz.

Nesep ve aile kavramları bozulur. Aile kavramı ortadan kalktığında kardeşlerin birbirleriyle evlenmelerinin yolu açılır. Toplumun ve insanlığın temelleri yıkılır. Bu, insanlığın geleceği için savaşlardan ve doğal afetlerden daha tehlikeli bir durumdur.

Çocuk özlemi çeken çiftlere maddi olarak tedavi ile yardım edildiği gibi, manevi olarak da mutlaka yardım edilmeli, destek olunmalı ve yol gösterilmelidir. Zira çocuk özleminin şiddeti altında ezilen yürekleri ile bazen aşırı duygusallaşıp hayatlarını sadece bu isteğe odaklayan çiftler, toplumun da baskısı ile “Çocuğum olsun da hangi yolla olursa olsun.” gibi bir saplantıya girebilmektedirler. Bunun sonucunda da yöntemin etik olup olmadığına bakılmadan başvurulan yardımla üreme teknikleri ile sağlıksız nesillerin yolu açılabilmektedir. Sperm bankalarının kurulması, kadınların yumurtalarını satması ve kiralık annelik gibi aileyi yok eden yöntemler çözümmüş gibi gösterilmektedir. Böylelikle olay tedaviden daha çok, rant getiren sektörel bir gelişmeye kaymaktadır. İş, amacından sapmakta, masumiyetini kaybetmektedir. Ahlaki değerler hiçe sayılmakta, çiftlerin çocuk arzusu kullanılmaktadır.

Çocuk sahibi olamayan çiftlerin çektiği sıkıntıyı arttıran ve dayanılmaz hâle getiren faktörlerden en etkilisi aile ve çevre baskısıdır. Zaten üzülen ve bir bebeğin özlemini çeken çiftlere bir de komşu ve akrabaların anlayışsız tavırları eklendiğinde çiftlerin sıkıntısı katlanarak artmaktadır. Bu çiftler bir yandan külfetli tedavilerle uğraşırken bir yandan da çevre baskısı altında ezilmektedirler.

Unutulmamalıdır ki çevrenin işe karışması, çiftin sıkıntısını arttırmaktan başka işe yaramadığı gibi eşlerin stresini arttırdığı için çoğu kez tedaviyi de kötü yönde etkilemektedir.